Armat - national platform
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Vahan Totovents, Eski roma yolunda yaşam
Bellek

Vahan Totovents, Eski roma yolunda yaşam

“Yunanistan ve Roma’nın tarihini öğrenmeye başlayıp, ilk defa yunanların doğuya olan seferlerini, İran savaşlarını, I. Serhas’ı, Aleksandr’ı, JülSezar’ı, Romalıların yollarını okuduktan sonra, bizim sokağı daha çok sevdim. Sanki evimizin önünden yunan ve roma lejyonlarını, pers askerlerinin geçtiğini görüyordum…"

"Eski roma yolunda yaşam" — ermeni yazar Vahan Totovents’in çocukluk resmi, ama fırçalarla değil de, kelimelerle çizilmiş, inanılmaz bir şekilde kafada canlanan bir resmidir. Okuyucu sadece olan biteni görmüyor, adeta anlatılan hikayelerinkâğıttan kokularını hissedip, seslerini duyuyor. Hikâyenin sayesinde karakterlerin kaderlerine ortak olup, onlarla birlikte endişelenip gülerek XIX-XX. yüzyıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilerin hayatını öğrenmiş oluyorlar.

Bu otobiyografik bir roman, Batı Ermenistan’da (Osmanlı imparatorluğu),Harberd şehrinin yol ağzında kalan  Mezir sokağındaki yaşamı anlatıyor: "Bizim yaşadığımız sokak aynı zamanda şehrimize diğer şehir ve köyleri bağlayan sokaktı." Roman başına olaylar gelen bir delikanlının ağzından anlatılıyor.

“Annem ahıra ineği sağmaya gitti ve uzun süre dönmedi.

— Gelin nereye kayboldu? — diye sordu teyzem. Ahıra koştular. Bir baktılar annem ineğin yanında oturuyor ve elinde mavi gözlü bir bebek var. O bendim...”

"Babam mülk sahibi ve şehirde önemli bir memurdu ama benim onu anlatmaya ölümünden başlamam lazım. Babam ölümüne,bir damadın düğüne hazırlandığı gibi hazırlanmıştı. Olaydan bir ay önce (babam o zaman ayaktaydı ve kendini oldukça canlı hissediyordu ama yine de ölümün ona yaklaştığını biliyordum) marangozu çağırıp onunla birlikte uzun ceviz tahtaları seçti. — bu olmaz, — dedi babam, kıymıklı tahtayı bir kenara bırakıp, yerine başkasını koyarken. Sonra yere, İran Kirmanşah halısının üzerine uzandı ve marangoz ölçüsünü aldı."

"Annem  sağlıklıydı, enerjik, güzel bir kadındı. (...) sadece doğuma yarım saat kala işini bıraktı. Suratındaki belli belirsiz acı, sakin ve sessiz bir gülüşle değişti  ve… bizden biri doğdu. (...) annemin sütü çoktu. Sütü yetmeyen kadınlar bazen bebeklerini annemin beslemesi için getirirlerdi. Şimdi hatırladığıma göre: (...) annemin kucağına çıkıp dudaklarımı ılık memesine dayardım. (...)  ılık ve yoğun sütü içerken zevkten dört köşe oluyordum… Annem, ben ve kardeşlerim vücudunun o parlak derinliklerinden  sütünü  içerken, senin yaşadığın mutluluğu hatırlıyorum. (...)annemin benim yüzümden döktüğü gözyaşlarını hatırlayınca ağır bir his çöküyor üzerime (...)."

Şehrimizde lise açıp, kasaba halkını Protestanlığa aktif bir şekilde yönelten  Alman HerrEiman, baron Mambreyi çok sevmişti.  Yanına güzel bir maaşla işe almıştı. Mambre bir kere sokağa Eiman’ın hediyesi olan Avrupa takım elbisesiyle çıkmıştı. Yunan togasıyla (antik Roma’nın en karakteristik kıyafeti) çıksaydı bu kadar komik olmazdı. Yeni takımına o bıyıklar hiç yakışmıyordu. Kesti bıyıklarını. Ama baron Mambre bununla yetinmedi.  Alışılmadık bir şey yapmaya karar verdi. (...) ve işte Pazar günü klişeden sonra Mambre suratındaki aptal ifadeyle (bu ifade Protestanların bağımsızlık işaretiydi) Eimanın odasına girdi ve basık bir sesle dedi ki:

— HerrEiman, Ermeni olarak doğduğum için çok pişmanım.

Cevap olarak HerrEiman baron Mambre’nin yüzüne tükürdü, ertesi gün ise onu işten kovdu. Marangoz hesabında çok büyük bir hata yapmıştı: HerrEiman’ın onu teselli etmek için işte terfi vereceğini düşünmüştü.Derken bir de olanlara bakın... Birkaç haftahiçbir toplantıyı kaçırmadan dua etmeye gelmişti. Ama HerrEiman’ı lafından hiçbir şey döndüremezdi. O zaman Protestanlardan kimsenin ona faydası olmayacağını anladı. Yeni kıyafetlerini bırakıp, marangoz kıyafetleriyle Gregoryen kilisesine döndü. Kiliseye ilk gelişi çok dikkat çekiciydi: tüm vakit boyunca yüksek sesle ve çaresizce dua edip, hüngür hüngür ağladı, halıları öptü ve bütün bunları: "Tanrım, beni, günahkar eşeği affet. Ah Tanrım!" feryadıyla yaptı.

"Roma yolundaki hayat garipliklerle doluydu, ama en çok Amerika’dan dönen Ermeniler garipti. Oradan sadece dışardan parlak, İngilizce kelimeler sarf eden, yamulmuş ağızlarıyla geldiler: hem Ermenice hem de İngilizce kelimeleri söylerken ağızlarını yamultuyorlardı."

Totovents, 1894-1938 yılları arasında yaşadı ve Osmanlı İmparatorluğu’nda birinci dünya savaşı yıllarında korkunç soykırım gerçekleşti. O ise bu olayları New York’ta Wisconsin Üniversitesi’nde okurken duymuştu. Okulu bırakıp gönüllü olarak vatanına dönüp, Türklere karşı Kafkasya cephesinde savaştı. Savaş operasyonları sırasında Ermenistan’ın ulusal kahramanlarından biri olan,  General AndranikOzanian’ın özel sekreteri ve koruması olarak görev yaptı.

"Totovents’in vatanı Harberd’i yakında kandan seller basacak, yakınlarını, baba evini kaybedecekti. Daha kısa zaman öncesine kadar gerçek olan her şey, bir anı olarak kalacaktı." — A. Makintsian. "Eski roma yolunda yaşamromanı yazar tarafından bu yaşanan olaylardan yıllar sonra yazılıyor. Hafızasında kendi sokağını, insanların yaşam tarzı gibi tamamen kaybettiği şeyleri canlandırıyor.

"…O gün sultanınzulmü iki devrimcinin kellesini almıştı. Birini burada, diğerini ise Yukarı Meydan’da. Hüzünlüyüm, ruhuma ağır geliyor olanlar sanki. Acımasız despotluğun korkunç yüzü ilk defa gözükmüştü bana. Tam eve dönecektim, —Fuat bey! — Fuat bey! Diye seslendiklerini duydum. Fuat bey Türk’tü. Güzel bir başı, hayallerle dolu gözleri, açık alnı vardı, Çerkezler gibi giyinirdi. Fuat bey,Konstantinapol’den gelip, devrimcilere yapılan bu acımasızlığa karşı çıkan cesur bir kaç insandan biriydi. Çıkmıştı işte yine bir dükkanın taş basamağına, toplanan kalabalığa seslenmeye başlamıştı."

"Çocukken şöyle bir oyun oynardık: "Ermeni ve Türk". Oyun basitti: yere üst üste bir dünya taş atıp, kale  diyorduk, sonra Ermeniler ve Türkler olarak iki gruba ayrılıp, kaleyi ele geçirmeye çalışıyorduk. — Hey, Türkler içeri girdi!.. — Ermeniler yaklaşıyor, vur kafasına bir tane!.. Bu oyun zararsız bir oyun sayılıyordu. Emperyalist savaşa kadar böyle eğleniyorduk biz. Bu savaşın içinde ise aynı oyun oynanmıştı, ama bir farkla, bu sefer taraflarda gerçek Ermeniler ve Türkler vardı. Oyunu ciddi ciddi, gerçek topraklarda, birbirlerine karşı içlerini yakan nefretle oynuyorlardı. Bize kimse bırakın bu oyunu dememişti küçükken. Biz oynarken, bıyıklı yetişkin adamlar bizi gülümseyerek izliyorlardı. Oyuna başlamadan önce her zaman zorlanırdık, kimse Türk olmak istemezdi. Kura çekerdik, ermeni çıkan sevinirken, Türk çıkan burun kıvırırdı. evet, biz işte böyle bir ortamda büyüdük."

Yazarın eseri vatanı hakkında küçük hikayelerden oluşuyor (anne-babası, akrabaları, komşuları, öğretmenleri vs.), ama buna rağmen her resim, bir puzzle gibi birbirine bağlı ve birleşerek eseri oluşturuyorlar. Hikayenin hepsi Totovents’in özenle kafasında canlandırdığı anıların tartışılmaz sevgisi, nazik yaklaşımıyla dolu. Anılarına yaşanan trajedi yüzünden acı ve Osmanlı İmparatorluğu’na ve Ermeni soykırıma karşı sessiz kaldıkları için batı devletlerine karşı duyduğu nefret eşlik ediyor.

"(...)ve korkunç savaş başladı. Tüm dünya barutun dumanıyla boğuldu, nehirler gibi kan aktı. Bu kadim ırkın (Ermenilerin)  kulağına batı bakanları ve zengin adamları şöyle bağırdı: "Özgürlük zamanı geldi, komşunu öldür, onun hilalinin yerine kendi haçını dik." Birden halkın siyah, güzel gözleri parladı, özgürlüğe susamışlardı, ve eşitsiz savaş başladı :vurup, kırıyorlardı, ve o halktan geriye yaşanan kabustan hüzünlü bir anı olarak sadece bir avuç insan kalmıştı. Savaştan sonra ise küstah bir kinle o bakanlar ve zenginler ölülerin kemik ve küllerine güldü. Ve gökten üç elma düştü..."

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Bir kültür mirası: Kuş dili

Taniel Varujan'ın aşk hikayesi

Bir Ermeni, Pers devriminin lideri oldu: Yeprem Han