Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Soykırımı yaşayan ailelerin gerçek hikâyeleri
Bellek

Soykırımı yaşayan ailelerin gerçek hikâyeleri

Kapak resmi: bir çiftin Trabzon’da çekilen fotoğrafı/ houshamadyan.org

Bu hikayeleri, ileri yaşına rağmen mükemmel bir hafızaya sahip olan 84 yaşındaki annem Saretsyan Hamestuhi'nin çocuklukta meydana gelen olayları ayrıntılı olarak hatırlayıp anlattığı anılarından yola çıkarak yazdım.

Annesi Saretsyan Armenak ve babası Çepnyan Ağavni, daha çocuklarken, Ermenilerin katliamından önce, ebeveynleriyle birlikte Trabzon'un (Osmanlı İmparatorluğu) yakınında bulunan Şana köyünden taşındı.

Tsebelda'da (Abhazya) bulunan Armenak ve Ağavni, 7 çocuk yetiştirdi. En büyük oğlu II. Dünya Savaşı'nda öldürüldü. Onların büyük ailesi çalışkandı, sevgi ve uyum içinde yaşıyordu.

Anne tarafından olan dedesi Hovhannes Çepnyan, anne ve babası, karısı ve çocukları ile Trabzon’un yakınlarındaki Şana köyünde yaşıyordu. Türkler Ermenileri inanç veya dili değiştirmeye zorladı. Ermenilerin çoğu inançlarını değiştirmedi ve dili zorla değiştirdi (büyükbabam çoğunlukla Türkçe konuşuyordu ve ben de çocukluğumdan beri bu dili akıcı bir şekilde konuştum). Büyükbabam bize, torunlarına sık sık neler yaşadığını anlatıyordu. O zamanlar 5-6 yaşlarındaydım, ama yine de bu hikayeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlıyorum.


***

Ermenilerin Chanet'te kalması tehlikeli hale geldi. Yeni ve yeni pogromlar hakkında haberler çevrelerden geliyordu. Komşuların örneğini takiben dedem karısını ve çocuklarını (geçici olarak ebeveynlerini köyde bıraktı) bir tekneye yerleştirdi ve Karadeniz üzerinden Abhazya'ya geçti. Öncelikle Kraeviç Tsebelda bölgesinde bulunan köye yerleşti. Sonra büyükbabam ailesi için Türkiye'ye geri döndü, ancak geç kalmıştı. Köyde kalan bütün yaşlı insanlar öldürüldü, gençler ise dağlara kaçıp saklandı. Dedem de köylülere katıldı.

Sonbaharın sonuydu. Mülteciler bahçelerin ve ormanların meyvelerinden besleniyorlardı, ama hava soğuyordu, sıcak giysiler yoktu ve her gün yenilebilir bir şeyler bulmak gittikçe zorlaşıyordu. Mültecilere yönelik saldırıyı yapan ise, acımasız köpekleriyle birlikte ormanı tarayan ve Ermenileri bulduktan sonra onları yerinde vuran Temel adlı bir Türk'dü. Kısa süre sonra büyükbaba üşütüp hastalandı, öksürmeye başladı ve arkadaşlarına ihanet etmemek için ayrılmak zorunda kaldı.

Büyükbabası, ailesini Abhazya'ya taşıdıktan sonra köye de geri dönen, cesur bir adam olan akrabası Çepnyan Pilik tarafından kurtarıldı. Pilik, büyükbabasına baktı, onu ayağa kaldırdı ve Temel’i öldürmeye karar verdiler. İki çakmak tabanca bulundu, Temel'in zorla evde tuttuğu güzel Ermeni bir kadın ile gizli bir bağlantı kurdular.

Kızdan Temel’in nerde saklandığını öğrenerek, gizlenerek Temel’i beklediler. Çok geçmeden cellat köpekleri ile geldi (kurt köpeği). Büyükbabanın silahı yanlış ateşlendi, ancak Pilik'insilahı ateşledi. Avluda, Temel ve köpekleri öldürüldü. Güzel Ermeni kadını babasına iade ediyorlar ve Abhazya'ya büyük zorluklarlaulaşıyorlar. Büyükbabasının torunları olmasına rağmen, iki çocuğu daha dünyaya geliyor. Onları büyütüp evlendiriyor ve ev kurmalarına yardımcı oluyor. Çok uzun yaşadı ama Tanrıya kırgındı. O kadar çok Ermeni'nin ölümünü affetmedi. Ve hayatımın sonuna kadar asla kiliseye gitmedi.

***

Tsebelda'daki Atmacyan Srbuk bizim yakın komşumuzdu. Ermenilere yapılan saldırılar sırasında bütün ailesini kaybetti: kocasını ve üç küçük çocuğunu. Komşu köylerden gelen yerleşimler sırasında (isimleri hatırlamamam üzücü) Türklerin tüm sakinleri bir odaya topladığını söyledi. Erkekleri bilinmeyen bir yere götürüyorlardı ve bir süre sonra silah sesleri duyuluyordu. Şafak vakti Türkler kadınları ve çocukları köyün dışına çekip balta ile öldürmeye başlamışlar. Kan içindeki insanlar yere düşüyorlardı: kimisi ölnüş, kimisi bilinçsiz. Srbuk hayattaydı ve bir ses duydu:

“Kim hayatta, bir ses verin. Biz artık kimseyi öldürmeyeceğiz.”

Srbuk kuzeninin (kadın) yanında uzandığını anlatıyordu. Birden kuzeni kalktı ve şöyle dedi:

“Kardeşlerim, bizler size ne yaptık, neden bize bunları yapıyorsunuz?”

Türkler “sadakatsizlerin kızı” diyerek bağırdılar ve yeni bir güçle kirli işlerini sürdürmeye devam ettiler.

Srbuk o ona kadar üzerinde bir çizik dahi olmadığını söyledi ama üzerine yağan darbelerden sonra çok fazla yara alıp bayıldığını anlattı. Gözlerimi açtım: tek bir ses yok, tek bir inilti yok, muhtemelen hepsi öldürülmüştü. Geceleri biraz yağmur yağdı ve kan su ile karışıp derelere aktı. Bu yerden zar zor süründüm, yolda bir ip ve orak buldum. Ormana girdim, bir ağaca tırmandım ve uykudayken düşmemek için ağaca kendimi iple bağladım. Ertesi gün akşam bir köye ulaştı. Yunan dilini ilk eve girdi.

“İçeri gel kardeşim,” dedi evin sahibi ve onu içeri soktu.

Yunanlı kadın Srbuk’u bir aydan fazla bir süre boyunca gizliceevinde tuttu, ona baktı, yaralarını tedavi etti. Ardından Srbuk yola çıktı. Büyük zorluklarla Abhazya'ya ulaştı ve Tsebelda'ya yerleşti. Akrabalardan sadece bir kuzeni kurtuldu. Srbuk, Minasyan Grigor ile evlendi. Karısı ölmüş ve 5 çocuğu yetim kalmıştı.Srbuk’tanda beş çocuğu oldu. Grigor tembeldi ve aile sorunlarını Srbuk’un omuzlarına yüklemişti. Srbuk’ujn bir gece kalbi dayanamadı ve kalp krizinden öldü.

***

Babam Arsen Hakoboviç Yalanuzyan, 1917'de doğdu. 1935'ten 1937'ye kadar Sukhumi sanat okulunda okudu. 1938'de Kızıl Ordu'ya alındı. Devreden bittikten, 6 ay sonra, İkinci Dünya Savaşı başladı ve cepheye gitti. Savaştan sonra, Ablukhvara köyündeki ortaokulda öğretmenlik yaptı, evlendi, iki çocuğu oldu. 1957'de, bütün aile Sukhumi'ye taşındı. Ve 1978'de Erivan'a yerleştiler.

Babasının dedesi Sarkis Nikoğosoviç Yalanuzyan, Trabzon ilinin Samsun eyaletinin Çarşamba bölgesindeki Karaceviz köyündendi. Tüm aile, 1895-1896 yıllarında gerçekleşen pogromlardan sonra Abhazya'ya taşındı. Sarkis ve Mariam, Sukhumi'nin kuzeyinde bulunan Ablukhvara dağ köyüne (Azanta) yerleşti. Beş çocuk büyüttüler.Hakob, karısı öldüğünde iki yetişkin oğlun babasıydı. Bu zamanlarda (1905-1906) genç bekar erkekler, kendilerine gelin bulmakta zorlanıyorlardı, üstelik dul ve iki çocuğu da var ise her şey daha zordu. Sonra Gence’ye (Ganjak) doğru gitmeye karar verdi çünkü söylentilere göre, Ermeni-tatar çatışmaları sırasında bir çok genç erkekErmeni öldüğü bilinmekteydi ve  bir çok Ermeni kızı orada kalmıştı.

Babam Arsen Yalanuzyan, büyükbabamın karısını Ganjak'dan nasıl getirdiğini yazdı: karısının ölümünden bir yıl sonra, Hakob karısını seçmek için etrafa bakmaya başladı. Ve elbette, kim ararsa sonunda bulurdu. Ve Hakob buldu, Ganja'ya ulaştı. İnsanlar, Gence’de birçok genç kızın olduğunu söyledi. Bu gerçekti. Hakob yola çıktı. Tekne ile bulunan Sukhumi'den Batum'a, oradan trenle Ganja'yagitti. İnsanlara sorarak Getashen'e, ardından Martunashen'e ulaştı ve o akşam Agasaryans'ların büyük evine kabul edildi.

Aya-nane bu büyük evin hanımıydı, usta olan kocası Ogan birkaç yıl önce öldü. Giysileri ve konukların bakışlarını değerlendiren Aya-nane derhal bu adamın kendisi için bir gelin bulmaya geldiğini fark etti. Yanılmıyordu.Yakın akrabalarını davet etti masayı donattı. Ve bu sırada Hakob kendisine gelin aradı–orada birkaç genç kız vardı.Şogik’i seçmişti: uzun, esmer, siyah uzun saçlı. Toplanan akrabalar Hakob ile tanışıyor, ona her şey hakkında soru soruyor. Hakob, Sukhumi'den geldiğini, köyde yaşadığını, bir evi, bir fırını ve tütün için bir kurutucusu olduğunu söylüyordu. Bazıları tütün kurutucu yerini market zannedip çok mutlu olmuşlardı. Bu iyi haber Aya-nane'nın kulaklarına geliyor ve ondan sonra atmosfer daha da kolaylaşıyor. Gençler şarkı söyleyip dans etmeye başlıyorlar Aya-nane’de onlardan geri kalmıyordu. Evini ziyaret ettiği için Sukhumi'dengelen misafirine teşekkür etti. Hakob ise o sırada gelecekteki kayınvalidesinin avucunun içine iki altın koyuyor. Orada olan herkes sevinçle alkışlıyor birbirlerine selam veriyordu. Şölen bu şekilde gece yarısına kadar sürdü.

Sonra hepsi gitti. Sabahları, köyün her yerine neşeli haberler yayıldı: Sukhumi'dengelen bir konuk Aya-Nane'nin evine geldi, Shogik'i istedi ve evlendiler. Üç gün ve üç gece boyunca Hakob, kayınvalidesi olarak, Agasaryans’ın evinde kaldı. Bu zamanda, Aya-nane'in başka bir düşüncesi oluştu. Doğuştan topal olan orta kızı Manuş'u, damadıyla birlikte Sukhumi'ye göndermeye karar verir. Kim bilir, belki evlenir. Ve o yanılmadı. Hakob ile önceden anlaştı ve onlarla birlikte Abhazyaya gönderdi. Ve gerçektende Manuş şanslıydı. Bir ay bile dolmadan Hakob’un komşusu Büyükli Alexan Manuş’u istedi ve ardından düğün yaptılar. Bir ya da iki ay sonra, bütün köy Hakob’un Gence’ye yaptığı gezi hakkında konuşuyordu. Hatta birkaç kişi: Koçkonyan Yulaf, Terteryan Melkon, Kyulyan Hovhannes, Hakob'dan kendilerine gelinler bulmalarını istedi. Hakobda bu konuyu 6 ay içinde çözeceğini vaat ediyordu. Nitekim kısa bir süre sonra Ganja'ya geri döner ve üç gelin getirir ve 1-2 yıl sonra, Ablukhvara-Azanta köyünde Ganja'dan 7-8 gelin çıktı: Şoğik, Manuş, Sophia, Manik, Arşaluys, Astğik, Nakhşun, Vardanuş.

***

Hakob ve Şoğik 6 çocuk büyüttü: 4 oğlu ve 2 kızı. Büyük Vartan severlik Savaşı başladığı sırada evlerinde, küçük Arsen ve Peproni'ya hariç, herkes zaten evli ve kendi evlerine sahipti. Hakob'un 6 oğlu: Eprem, Hambartsum, Andranik, Aşot, Harutyun ve Arsen'in yanı sıra en büyük kızı Araksi'nin kocası Manuk cepheye gider.

Eprem, Andranik ve Manuk’ yerine, eve “siyah kağıt” (cenaze) geliyor. Bu  ailelerdeki çocuklar yetim kalıyor. Diğer oğulları savaştan dönüyorlar. Büyükbabam Hakob 1949'da 82 yaşında öldü ve Büyükanne Shogik 1978'de 88 yaşında öldü. Büyükannem Büyükbabamdan 22 yaş küçüktü. Ben çocukken, diline biraz yabancıydım. Örneğin, bizim lehçemizde çok yaygın olarak bilinen bir mani olan “ta” (“տա”) yı o, [t [a] (“թա”) diye telaffuz ediyordu. Sebebini, bana bilinen bir hikayeyi anlattığında öğrendim. Bu arada, büyükbabam Hamşenlerin çoğu gibi uzun boylu, açık tenli ve mavi gözlüydü. Ve esmer, koyu saçlı çocukların Ganjalı gelinlerden doğduğunu söylüyorlardı.

Karine Yalanuzyan

Ermenice'den çevrilmiştir. “Dzayn Hamşenakan”, Ekim 2004 sayısı

Yorumlar

Sonra ne okumalı