Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Nazaret Dağavaryan,“Hristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu”
Bellek

Nazaret Dağavaryan,“Hristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu”

Kor Yayınevine ait kitabı,  Ermenice aslından Türkçeye kazandıran çevirmen Kevork Taşkıran’dır. Kitap yayınevi tarafından bir belge olarak görüldüğü için kitabın sonunda, Ermenice aslıda yer almaktadır.

Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm “Ermenilerde başlıca Hristiyan Tarikatları” başlığı ile beş Ermeni Hristiyan tarikatı hakkında kısa ve öz bilgiler verilmektedir. Bu bölümde  bahsi geçen tarikatlar şu şekildedir:

1. Markionizm (Marcionisme)

2.yüzyılda Pontos’ta şekillenmeye başlayan Markion’un tarikatı, 5. Yüzyılda(449) Asurlular(Süryaniler) ve Ermeniler arasında inançlı takipçiler buldu. Bu tarikat Hristiyan ve Pagan felsefelerinin karışımı olan Gnostik(Gnosticisme) bir inanca sahipti. Tevrat’ı reddeden Markioncular, Yeni Ahit’ten Luka’nın İncilini ve  Pavlus’un mektuplarını kabul eder, İnsanoğlu İsa’yı ise görüntüsel olarak benimserlerdi.

2. Manikeizm (Maniceisme)

Manikeizmin kurucusu Mani veya Manes (225-274) Zerdüşt dini öğretisiyle büyümüş ve Hristiyanlık eğitimi almıştı. Zerdüşt dini öğretisiyle büyümüş ve Hristiyanlık eğitimi almıştı. Zerdüşt ve Hristiyanlık eğitimi alarak yarattığı yeni dinde Tanrı tarafından yollanmış bir kişi, peygamber olarak tanıttı kendisini halka. Hristiyanlar tarafından baskı görüp kovuldu ve Mezopotamya ile İran sınırının kesiştiği yerdeki Arabion Kalesi’ne yerleşerek dini öğretisini yaymaya başladı. Papazlar, Manes’i “yoldan çıkarıcı” olarak suçladılar ve 274 tarihinde Kral Vram’ın emriyle derisi yüzüldü. Manikeizmin içinde tüm önceki dinlerin öğretileri Hristiyanlığın rengiyle yer alır. Manikeizm, Marcianusculuk’tan ve Zerdüşt dininden çok şey almıştır.Bu tarikat yöresel olarak kalmadı Ermenistan, Asuristan (Suriye), Mısır  ve Günay Avrupa’ya (Fransa) kadar yayıldı. Ayrıca birçok ikincil tarikatın doğuşuna vesile oldu.

3. Mdzghnecilik

Mdzghnecilik, Süryanilere özgü, 4. Yüzyılda doğmuş bir tarikattır. Bu tarikat önemli sayıda olmasa da Ermenistan tarihi coğrafyasında da taraftar bulmuştur. Bu tarikatın içinde  Manikeizmin birçok öğretisi yer bulmuştur.

4. Pavlikyanlık

Pavlikyanlılık 7.yüzyılın ilk yarısında Ermenistan tarihi topraklarında yeşermeye başlamıştır. Manikeizmden doğmuş olsa da öğretilerinin çoğu Marcionism kaynaklı olarak görülür.

5. Tendürekliler

Tendürekliler tarikatı 9. Yüzyılın ilk yarısında Abahunilerin yurtluğu olan Tendürek yöresinde ortaya çıktı. Bu tarikat Pavlikyanlıların devamı olarak kabul edilir.

Bu bölümde bu tarikatlar ile ilgili kurucularına, hangi bölgelerde yayıldığına, birbirlerinden nasıl etkilendiklerine, İsa’ya bakış açılarına, kurallarına, öğretilerine, zamanla bu tarikatların nasıl değiştiği  gibi bilgilere yer verilmiştir.

Kitabın ikinci bölümünün başlığı “Hristiyan Protestanlığının Doğuşu” olup, bu bölümde birinci bölümde adı geçen tarikatların Kilisenin yedi temel prensiplerine bakış açılarına ve kendi fikir ve oluşlarını Avrupa’ya nasıl taşıdıklarına değinilmiştir.Bu bölümün ikinci kısmında yer alan “Ermeni Protestanlığı veya Arkhvaltılar Tarikatı” kısmında, Arkhvaltılar’ın dini  özelliklerine, bu tarikatçıların itiraflarına aynı zamanda Arkhvatlıların,Profesör Coniber tarafından İngilizceye tercüme edilen  “Gerçeğin Anahtarı” adlı öğreti kitabının  özetine yer verilmiştir.

Kitabın üçüncü bölümünün başlığı “Kızılbaşlık” olup en dikkat çekici bölümlerdendir. Bu yüzden bu bölümün içeriğine daha çok  yer vereceğim.

Yazar bu bölüme kadar olan incelemelerinde, Küçük Asya’da doğmuş yaşamış ve birbirlerinden doğarak ya da esin alarak Doğu ve Batı Protestanlığına varmış olan Hristiyan tarikatlarını inceledi.

“Pavlikyan ve Tendüreklilerin bazıları ağır baskı gördükleri için Hakan emirlerine yöneldiler ve onların koruması altına girdiler(Emir Velid, Halife 2.Yezid vs.); Onların adlarını aldılar ve dinlerine dahil oldular. Hatta kendi çocuklarına onların Kutsal Kitabını(Kur’an) öğrettiler. O günlerden itibaren tarikatlarının öğretilerini saklı tutarak, çocuklarını sünnet etmeyi kabul ettiler.

İşte bu İslamlaşmış tarikatçılar büyük çoğunlukla Tarihi Ermenistan topraklarında yaşamaktadırlar ve ‘Kızılbaş’ adı ile tanınmaktadırlar.”

Bu kısımdan anlayacağımız üzere yazar Kızılbaşların yani Alevilerin, Ermeni tarikatlarından geldiğini söylüyor bizlere.

Dağavaryan, Kızılbaşların Hristiyanlığın temel yasalarını uyguladıklarını şu şekilde aktarıyor: “Vaftiz sünnete evirilmişse de Günah İkrarı, Tövbe, Çile Çekme, Affedilme ve Kutsal Ekmek Paylaşımı aynı şekilde uygulanır. Erken Hristiyanlar gibi ilahi, nefes ve deyişlerin okunduğu  gece ibadetleri vardır.”

Yazar, Osmanlı Devleti’nin Kızılbaşları “Yoldan çıkmış İslamlar” olarak gördüğünü söylüyor. Bu nedenle de birçok katliama ve zulme uğrayan Kızılbaşlara herhangi bir siyasi iş ve kamusal görevde verilmediğini yazıyor kitabında.

Bu bölümde yazar; “Sünnet, Musahiplik, Günah Kabahat İkrarı, Nedamet Getirmek Çile Çekmek, Salınım Çile Dolması, Dua, Muhabbet Toplantıları(Muhabbet Cemi), Kutsal Ekmek Paylaşımı(LOKMA- İnicition), Kurban, Kutsal Asa, Dua Yeri, Ziyaret Yerleri, Bayram Anma Yerleri ve Oruç, Din Adamları, İnanç- Ana temel-Prensipleri, Cemaatler, Evlilik ve Namahrem, Arınma, Cenaze Töreni ve Yas, İnanışlar ve gelenek Görenek” başlıkları altında Kızılbaşların dini özelliklerini ve Hristiyanlıkla olan benzerliklerini inceliyor.

Bu bölümün sonunda açtığı “Kimlerdir Kızılbaşlar” başlıklı kısımda, Kızılbaşların Hristiyanlarla ile büyük oranda benzerlik gösterdiğine  fakat çok eski Hristiyanlar ile inanç farklılıkları nedeniyle ağır baskılar görmeleri, onları korunmak için İslam’a yöneltmiştir. İslamların isimlerine ve görünüşte inançlarına tabi oldukları, fakat yine de onlardan pek hoşlanmayan tarikatlardan olduklarını kesin olarak kanıtladığını söylüyor yazarımız.

Dağavaryan, Kızılbaşların yaşadıkları coğrafyanın yerlisi olduğunu, kesinlikle göçmen sayılamayacaklarını ve Sofiyelerin Ermenilere benzeyip onların birçok özelliklerini taşıyıp aynı geleneklere sahip olduğunu belirtiyor.

Yazar bu bölümün başındaki fikri yani Kızılbaşların Pavlikyanların ve Tendürekler Tarikatının devamı olduğunu yineliyor.

Kızılbaşların Türkçe veya Kürtçe konuştuklarını kendilerini Türk Kızılbaşlar olarak adlandırıp soy olarak Ermeni olduklarını söyleyerek kitabını noktalıyor.

Kitapta yazarın hayatına da yer veriliyor.

Nazaret Dağavaryan, 25 aralık 1862 Sivas doğumlu’dur. Uzman doktor, ziraat mühendisi, tarihçi, eğitimci, Osmanlı meclisinde Sivas mebusu, Ermeni Milli Meclisi’nde delege, bugün merkezi ABD’de bulunan Ermeni Yardımseverler Genel Birliği (Amenian General Benevolent Union-AGBU) kurucularındandır.

Yaşadığı dönem boyunca eğitime, bilime ve Ermeni toplumuna hizmet eden Naazaret Dağavaryan, tıp ve ziraat alanındaki önemli araştırma çalışmaları ile Osmanlı toplumunda daima övgüler ile karşılanmıştır hatta Abdülhamit’in bizzat kendisi, Nezaret Dağavaryan’ı başarılı çalışmalarından dolayı nişanlar, ve iftihar madalyaları vererek onurlandırmıştır.

24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’da ilk tutuklanan Ermeni aydınları arasında Doktor Nazaret Dağavaryan’da vardır. Toplanan Ermeni aydınları trenle önce Ankara’da Sincanköy İstasyonu’na götürülür. Burada tutuklananların önen sırasına göre grubu ikiye ayırırlar ve Nezaret Dağavaryan Ayaş Hapishane‘sine gidecek gruba dahil edilir. Ayaş hapishanesinin kötü koşullarında bir ay kaldıktan sonra İstanbul’dan gelen bir emirle Doktor Nezaret Dağavaryan’ın içinde bulunduğu altı kişilik grubun yargılanmak üzere Diyarbakır’a götürülmesi emredilir. Trenle yapılan yolculukta Urfa’dan önce tren yolu güzergahı güneye doğru yöneldiğinden ve Diyarbakır’a tren hattı olmadığından, bir yerden sonra karayolundan araba ile devam edilmek zorunludur. Diyarbakır’a doğru yola devam eden kafile, Siverek yakınında Karacaören Hacı Onbaşı lakaplı bir çetenin saldırısına uğrar. Tutuklulardan sorumlu jandarmalar, bu saldırıyı sadece seyrederler. Çete içinde 53 yaşındaki Doktor Nezaret Dağavaryan’ında bulunduğu 6 tutukluyu soyup öldürdükten sonra, hiçbir müdahale ile karşılaşmadan uzaklaşır.

Saygın ve çok yönlü bilim adamı Nezaret Dağavaryan, diğer 5 tutkulu arkadaşı ile birlikte, 1915 yılının Haziran ayının son günlerinde, milleti ile aynı kaderi paylaşmıştır.[1]

[1]Nesim Ovadya İzrail’in kitapta bulunan, “Nezaret Dağavaryan” biyografisinden alıntıdır.

Yorumlar

Sonra ne okumalı