Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Kostantinopolis’in aydın temsilcilerinden Nazaret Dağavaryan’ın parlak hayatı, tutuklanması ve öldürülmesi
Bellek

Kostantinopolis’in aydın temsilcilerinden Nazaret Dağavaryan’ın parlak hayatı, tutuklanması ve öldürülmesi

Kapak fotoğrafı: Garo Paylan, 1915 soykırımı sırasında öldürülen tüm ermeni kökenli  Osmanlı milletvekillerini içeren Türkiye Parlamentosu'ndaki ünlü konuşması sırasında Nazaret Dağavaryan'ın fotoğrafını elinde tutarken. 

Uzman doktor, ziraat mühendisi, tarihçi, eğitimci, Osmanlı meclisinde Sivas Mebusu, Ermeni Millî Meclisi’nde delege, bugün merkezi ABD’de bulunan Ermeni Yardımseverler Genel Birliği (Armenian General Benevolent Union-AGBU) kurucularından.

25 Aralık 1862’de Sivas’ta doğdu. Sivas’ın seçkin Ermeni ailelerinden Çadırcıyan ailesine mensuptu. 7 yaşında İstanbul’a geldi ve eğitimine Surp Pırgiç Okulu’nda başladı. 1878’de okulu bitirdiğinde 16 yaşında iken Fransa’ya gitti. Bir süre çiftliklerde çalıştı, ağaç ve bağ bakımı yaptı. Önce 1881’e kadar Moers’te, daha sonra Paris’te Ziraat Yüksek Okulunda okudu. 1883’te Ziraat Mühendisi diplomasıyla mezun olduktan sonra aynı yıl İstanbul’a döndü.

Nazaret, İstanbul’da kısa bir süre  ziraat alanında çalıştıktan sonra, doğduğu yere gitti ve Sivas’ta Ermeni Okulu’nda müdürlük yaptı. Pazar günleri okulun konferans salonunda yetişkinlere ders verdi. Sivas bölgesindeki Ermeni okullarının baş yöneticiliğini yaptı.

Sivas’ta iken yazdığı yazıları, İstanbul’daki Ermenice gazetelere göndererek yayımlattı. 1885 yılında İstanbul’a geldi ve Kadıköy’de bulunan Aramyan Okulunun müdürlüğünü üstlendi. Halk sağlığı, botanik, tıp ve zooloji alanında, Kidagarı Şarjum (Bilimsel Hareket) isimli ilk Ermenice bilim dergisini kurarak aylık olarak yayımlamaya başladı. İlk sayısındaki "Bilimsel Hareketin Rolü ve Problemleri’ başlıklı yazıda Dağavaryan şu ifadelere yer vermiştir:

“Bilimsel beğeni milletimiz arasında da günden güne gelişmektedir. Ermeni okulları bilimsel konulara daha fazla önem vermekte, öğrenciler bu bölümlere ve fen derslerine artan bir sevgi ve şevk ile devam etmektedir. Toplum her gün büyük bir mucizeye şahit olmakta, onu sevmekte ve saygı göstermektedir. [...] bu hayati eksikliği kısmen de olsa gidermek için aylık Kidagan Şarjum dergisini çıkarmaya karar verdim. Para kazanma düşüncem hiç yok, aksine paramı feda etmeye hazırım. Dergi sadece bilime yer verecek ve her sayısında üç ana bölüm içerecek: Daima en yeni konular üzerine yazılmış bir başmakale; katkı sunanların bilimsel makaleleri ve bilimdeki yeni buluşlar, yeni deneyler hakkında yazılar.”

1887 yılı başlarında yeniden Paris’e giderek, Sorbonne Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi. Buradayken İstanbul’daki dergi faaliyetini devam ettirdi. Paris’te geçirdiği çok ağır bir hastalık nedeniyle öldüğü şeklindeki haberler üzerine İstanbul ve Sivas’ta Dağavaryan için ayinler düzenlendi. Sağlığına kavuşan Dağavaryan, bir süre Sivas ve İstanbul’da dinlendikten sonra, eğitimine devam etmek üzere yeniden Paris’e gitti. 1891’de tıp fakültesinden mezun olan Dağavaryan, 1892 yılında Pasteur Enstitüsü’nden diplomasim aldı ve 1893’te tıp hekimi olarak İstanbul’a geldi.

1895’te Dzakumın Hay Darits (Ermeni Harflerinin Doğuşu) adlı araştırması, Viyana’da yayımlandı. Abdülhamid baskısının Ermeni toplumu üzerinde en fazla yoğunlaştığı 1894-1896 döneminde, 1896 yılında tutuklanarak hapse girdi. Aynı yıl çıkan genel aftan yararlanarak dört aylık hapis yaşamından sonra serbest bırakıldı.

1897’de İstanbul’da Fransız Hastanesinde asistan doktor olarak çalıştıktan sonra, 1895’ten beri müfettiş olarak görev yaptığı Ermeni Surp Pırgiç Hastanesinin, 1899’da başhekimi oldu ve hastanenin yönetimini üstlendi. Hastanede modern tıp yöntemlerini ve yönetim düzenlemelerini uygulamaya koydu.

Doktor Dağavaryan, 1898 yılında, Aroğçabahutyun Ardınin Yev i Bedıs Yergrortagan Varjaranats (Ev ve Millî Ortaokullar Yararına Hıfzısıhha), Manreapanutyun (Bakteriyoloji-Ermenice ve 1901’de Türkçe), L’Univers et SaFormation (Evren ve Oluşumu) isimli çalışmalarını yayımladı. 1899’da da Dzmıntagan Kordzarank (Doğum Organları-Anatomi, Fizyoloji ve Hıfzısıhha) adlı araştırması basılarak yayımlandı. Osmanlı eğitimcisi, ziraatçı, yönetici ve siyaset adamı Krikor Ağaton (1823-1868) üzerine bir araştırma hazırladı.

1900 yılında yeniden tutuklandı, ancak Fransız Büyükelçiliği’nin araya girmesi ile serbest bırakıldı. 1901 yılında Vocabulaire Français- Armerıiendes Termes Medicaux et Pharmaceutiques (Fransızcadan Ermeniceye Tıp ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü), Paratsutsag Akhdanvants Franserene 1 Hay (Fransızcadan Ermeniceye Hastalıklar Sözlüğü), Daniinaganutyım (Darvinizm) başlıklı eserleri yayımlanan ve hastanesindeki görevine devam eden Nazaret Dağavaıyan, 16 Ocak 1903’te Fransız Hastanesine yaptığı hizmetlerden dolayı Fransa hükümetinden “Officierd’Academie” nişanı aldı.

Her milletten tıp eğitimi alan öğrencileri mesleki olarak geliştirmek amacıyla konferanslar verdi. Polis bu konferansların amacını siyasi propaganda olarak değerlendirdiğinden, hastaneye girişini yasakladı. Yurtdışna çıkmaya karar verdi. Ancak sürekli gözetim altındaydı ve arandığını öğrendi. Hasta görüntüsüyle Fransız Hastanesine sığındı ve polis tarafından kuşatılan hastanede 4 ay boyunca dışarı çıkmadan kaldı. Nihayet Marsilya’ya kaçtı.

1905 yılının sonunda Kahire’ye gitti. Burada doktorluk ve öğretmenlik yaptı.

Ertesi yıl, 15 Nisan 1906’da bir araya gelen Ermeni hayırseverleriyle birlikte, Bogos Nubar Paşa’nın önderliğinde ‘Ermeni Yardımseverler Genel Birliği’nin (Parekordazgan Intanur Miyutyun-AGBU) kuruluşunu gerçekleştiren on kişinin içinde yer aldı. Mısır’ı terk edinceye kadar, bu derneğin sekreterliğini ve yöneticiliğini yaptı. Dağavaryan, Ocak 1910’da bu demeğin İstanbul şubesini, aynı yıl içinde Edime, Selanik, Bardizag (Bahçecik), Adapazarı, İzmit, Samsun, Adana, Sis, Tarsus şubelerini ve Ekim 1911’de de doğum yeri olan Sivas şubesini açtı.

Nazaret Dağavaryan, Mısır’da kurulan ‘Ermeni Anayasal Demokrat Partisi’nin (Hay Sahmanatragan Ramgavar Gusagtsuiyun) yöneticisi oldu.

1908 Temmuz ayında ilan edilen meşruti anayasadan kısa süre önce hükümet, “Fesad erbabından Zaruher adlı kadınla biraderi Doktor Dağavaryan’ın emlakinin haczedilmesi” için işleme başlamıştı. Osmanlı meşruti anayasasının yeniden yürürlüğe girmesi üzerine, zorunlu nedenlerden dolayı yurtdışında bulunan diğer Osmanlı aydınları gibi, Nazaret Dağavaryan da ailesiyle birlikte İstanbul’a döndü.

Ermeni Millî Meclisi’ne delege seçildikten sonra, Kafkasya’da Ecmiadzin’de yapılan Baş Patriklik seçimi için Osmanlı Ermenileri delege heyetine dahil olarak Kafkasya’ya kısa bir süre için gitti. Bu konuda Hayots Gatoğigosutyunm YevAyjmu GatoğigosiIrıdrutyum (Ermenilerin Baş Patrikliği ve Şimdiki Baş Patriğin Seçimi) adlı makalesini yayımladı.

OSMANLI MECLİSLİ MEBUSANI'NDA

Kafkasya dönüşünde, 1908 yılı sonunda yeniden açılan Osmanlı Meclisi için yapılan seçimlerde, memleketi Sivas’tan bağımsız milletvekili olarak seçildi.

Önemli bir kısmı Türkçeyi bilmeyen veya iyi konuşamayan, bu nedenle de mecliste pasif kalan Ermeni mebuslarının yanında, iyi Türkçe konuşan birkaç Ermeni mebustan biri de Nazaret Dağavaryan’dı. Kendi hazırladığı biyografisindeki ifadesine göre, “Osmanlı meclisinde, sıkı bir milliyetçi olarak”, Toprak Sorunu ve Ermeni Millî Haklarının Korunması konularında tartışmalara katıldı.

Van milletvekili Vahan Papazyan, anılarında, Meclis’in birinci dönem çalışmalarında, Ermeni mebusların, Ermeni ulusal sorununu ikinci plana alarak genel konularla ilgilendiklerini yazmıştır. Örneğin Doktor Nazaret Dağavaryan’ın, hekim ve ziraatçı kimliğiyle, sağlık reformu ile ilgili çalışma komisyonu üyesi olarak, memleketin ziraat alanındaki durumunu iyice tetkik ettikten sonra, Avrupa’da uygulanan sistemlerle karşılaştırıp, orada hayata geçirilen yenilikleri de göz önüne alarak, tarımsal gelişmeyi teşvik etmek amacıyla pratik öneriler içeren yasalarla ilgili teklifler getirdiğini, ayrıca sağlık sisteminin içler acısı durumunu iyileştirmeye yönelik reform ve hijyen alanında temel yasaların geliştirilmesi için çalıştığını anlatmıştır.

Nazaret Dağavaryan, Osmanlı Devleti altında bütün milletlerin bir arada ve eşit olarak yaşamasını savunan Osmanlıcı dünya görüşünün taraftarıydı. 16 Haziran 1909 tarihinde, tahsil edilecek vergiler ve bağlı olarak gayrimüslimlerin askerlik yapması üzerine Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda yaptığı konuşmada bu konudaki düşüncelerini çok açık ifade etmişti:

“Türkiye ahalisi şimdiye kadar iki kısma ayrılmıştı. Bir kısmı egemen millet Türk İslamlar, diğeri egemenlik altındaki gayrimüslimler.., Kanun-ı Esasi’nin üzerine yemin ettiğimiz günden itibaren bu devlete artık Türkiye denmeyip, Saltanat-ı Osmaniye denmektedir. Bundan böyle bu ülke yalnız Türk'ün, Arap'ın olmayıp gayrimüslimlerin de içinde bulunduğu bütün ahalinin ülkesidir. Ama eşitliği vazife gösterir.

“Altı asırdan beri Osmanlı bayrağı altında yaşayan bütün Ermeni Milleti, vatanın korunmasını Osmanlı vatandaşları gibi kendi kanlarıyla korumayı istirham etmektedirler. Meşrutiyet eğer bizi de eşit kabul ederse, bu vatanın evladı kabul ederse, bu devletin direklerinden biri farz ederse, biz de aynı hizmeti, aynı şekilde ifa etmeliyiz."

Osmanlı imalat sanayisinin, çeşitli vergi destekleri tanınan yabancı Avrupalı sanayicilerin karşısında rekabet edemediğini, devlet tarafından desteklenmeyerek yok olmaya doğru itildiğini, 1911 yılında Osmanlı Meclisinde yaptığı konuşmasında, Dağavaryan şu sözleriyle tespit etmişti:

“Bizi yabancılara karşı savunmalısınız efendiler. Bu o denli gerçek, o denli doğru bir şeydir ki, buna karşı hiçbir şey söylenemez ve biz biraz da, bizim vatandaşlarımızı, Osmanlı biraderlerimizi savunmaya çalışmalıyız. Çok kez söylüyorlar ki bizde sanayi ileri gitmiyor. Peki, sanayi ileri gitsin, yalnız hangi sanayi ileri gitmekte ise, onun yanına bir Frenk bir fabrika açıyor, ona rekabet ediyor, hükümete para vermiyor, bizim Osmanlılar ise vergi altında eziliyor. Onun için rekabet edemiyorlar.”

Nazaret Dağavaryan, özellikle ‘İttihat ve Terakki’nin siyasetlerine sürekli olarak karşı çıktı ve diğer Ermeni mebuslarından ayrılarak, 1911 yılı Kasım ayının 21’inde, İstanbul'da Şehzadebaşı, İmaret Caddesi, No. 19’da ‘Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın kurucularından biri oldu. Sivas mebusu olarak, temel felsefesi İttihat ve Terakki’ye karşı olan grupların bir araya getirilmesi olan fırkanın ilk yönetiminde ikinci başkanlık görevini üstlendi.

1909’da Dr. Nazaret Dağavaryan’ın mesleki ve sosyal konularda birçok araştırması yayımlandı: Hayots Hin Gronnerı (Ermenilerin Eski Dinleri), Yergrakordzutyan Andarats Yev Hankats Zarkatsumın u Şahakordzumm (Tarımın, Ormanların ve Madenlerin Gelişmesi ve İstifadeli Duruma Getirilmesi), Biçare Çiftçilerimiz Hakkında (Türkçe).

Fransa tarafından 1910 yılında “Merite Agricole” liyakat nişanı ile onurlandırılan Nazaret Dağavaıyan, 1912-1915 yıllan arasında ‘İzmiryants Edebiyat Birliği’nde görev yaptı. 1913 yılında İstanbul Şehremaneti’ye (Belediye) genel müfettiş olarak tayin edildi. Ermeni cemaatinin sosyal yaşantısını geliştirmek için büyük çaba sarf etmiş olan Dağavaryan, bütün bu çalışmalarının yanında birçok bilimsel çalışmayı da yürütmüştür. ,

Ermeni Millî Meclisi içinde Nazaret Dağavaıyan, Ermenilerin yeniden var olmaları için sadece siyasi faaliyetlerin yeterli olmayacağını, bunun için özellikle eğitimin çok daha fazla önemli olduğunu savundu ve bu amaçla öneriler getirdi. 10 Ekim 1913 tarihli Ermeni Millî Meclisi oturumunda, Ermeni Patrikhanesi bünyesinde, eğitimle ilgili özel görevli bir büronun kurulmasını ve buraya gerekli tahsisatın ayrılmasını teklif etti.

Anadolu’da yaşayan Ermeniler üzerinde yoğun baskılar, adaletsiz uygulamalar, devlet destekli olarak yerel Kürt ve Türkler tarafından yapılan saldırılar,' Abdülhamid döneminden beri süregelmişti. 1908’de Meşruti Anayasa’sının yürürlüğe girmesiyle, bunların sona ereceği konusunda Ermeni milleti içinde yükselen umutlar, zaman geçtikçe değişimin olmaması nedeniyle yeniden ümitsizliğe dönüşmüştü. Ermeni aydınlarında, 1912 yılının ikinci yansından itibaren, bu konuda yapılması gereken toplumsal reformun, Avrupa devletlerinin de desteğini alarak yeniden gündeme getirilmesi için güç birliği oluşturulması fikri ön plana çıktı. İşte bu amaçla tüm Ermeni siyasi kesimlerinin ittifakı ile ortak girişimlerde bulunacak temsilci heyetleri oluşturuldu.

Osmanlı hükümeti, bu oluşumları boşa çıkarma çabasıyla, bazı yasal değişiklikler getirmeye ve sembolik uygulamalar yapmaya çalışırken, diğer yandan temsil yeteneği olmayan, ancak toplumda sözü geçen Ermeni aydınlarının davet edip sözü edilen reformları karşılıklı görüşerek, Ermeni toplumunu etkileme yoluna gitti. Bu çerçevede 21 Aralık 1912’deki görüşmeye hükümet tarafından davet edilenlerden biri de Doktor Nazaret Dağavaryan’dı. Ermeni Millî Meclisinin yetkili kurulu dışında yapılan bu görüşme konusunda Ermeni toplumunda tepkiler sert oldu. Ancak görüşmeye katılan ve yetkisi olmayan Ermeni aydınları ve Nazaret Dağavaryan, genelin muvafakat ettiği ilkelere aykırı bir söz ve davranış içine girmediklerini ve hükümete reform konusunda milletin temsilcilerine başvurmaları gerektiği mesajını verdiklerini açıkladılar.

Doktor Nazaret Dağavaryan, bilimsel araştırmalarını yayımlayarak bilim dünyası ile paylaşmaya devam etti. 1912’de Aroğçabahutyuni Beds Nakhagırtaranats (İlkokullara Gerekli Hıfzısıhha), 1913’te Urvakidz Badmutyan HayotsiIsgızpane MinçH’Ağeksantr Magetonatsi (Başlangıçtan MakedonyalI İskender’e Kadar Ermeni Tarihinin Genel Hatları), 1914’te Krisdoneagarı Poğokaganutyarı Yev Kızıl başneru Ağantirı Dzmurıtı (Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaşlar Mezhebinin Doğuşu) ve Dzmmtagan Kordzarank (Cinsel Organlarımız) başlıklı araştırmalarını yayımladı. İzmiryants Derneği yararına, 1886 yılında araştırmaya başladığı, on bölümlük Gentanapudzutyun (Hayvan Yetiştiriciliği) başlıklı kitabını 18 yılda hazırladı, ancak yayımlama fırsatını bulamadı.

Dünya Savaşı başlayıp henüz Osmanlı Devleti’nin savaşa dahil olmadığı 1914 yılının sonbahar aylarında, Ermeni doktorlar, yaklaşan savaşta tecrübe ve bilgilerini diğer meslektaşları ile paylaşmak üzere bir dizi konferans düzenlediler. Yine aynı doktorların oluşturduğu Ermeni Tıp Birliği’nin girişimi ile İstanbul-Pera’da Esayan Okulu’nun meslekhane bölümünde hastabakıcılık kursları verildi. Doktor Nazaret Dağavaıyan da bu doktorlar grubu içindeydi.

TUTUKLANMASI VE ÖLDÜRÜLMESİ

24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’da ilk tutuklanan Ermeni aydınları arasında Doktor Nazaret Dağavaryan da vardır. Önce, tutuklamaların Taşnaksutyun yönetici ve üyelerine yönelik olduğunu düşünenler, Taksim’de tutuklanan Dağavaryan benzeri, Taşnaklarla hiç ilgisi olmayan kişileri de kapsadığını görünce, olayın boyutunun farklı olduğunu anlarlar.

Toplanan Ermeni aydınları trenle Ankara’da Sincanköy İstasyonu’na kadar götürüldükten sonra, önemlerine göre iki gruba ayrılırlar. Tutuklayanların değerlendirmesine göre yapılan önem sıralamasında, Nazaret Dağavaryan, Ayaş Hapishanesine götürülecek gruba dahil edilir. Sincanköy’ün çok yakınında bulunan ve gelişmiş bir Ermeni köyü olan Stanoz (Zir) köylülerinin gözleri önünde cereyan eden bu tasnif, işlemlere eşlik eden istasyon şefi Khoren Avakyan tarafından kısa bir süre sonra İstanbul’da Doktor Nazaret Dağavaryan’ın ailesine iletilir.

Barakalardan müteşekkil Ayaş Hapishanesi’nin çok kötü koşullarında bir ay kadar kaldıktan sonra, İstanbul’dan gelen bir emirle, içinde Doktor Nazaret Dağavaryan’ın da bulunduğu altı kişinin yola çıkarılması istenir. Telgrafla gelen emrin altında Dâhiliye Nâzırı Talat Paşa’nın ismi vardır ve 2 Haziran 1915 tarihini taşımaktadır. Doktor Nazaret Dağavaryan, Agnuni (Haçadur Malumyan), Rupen Zartaryan, Sarkis Minasyan, Karekin Khajag ve Harutyun Cangülyan’ın askerî mahkemede yargılanmak üzere Diyarbakır’a götürülmesi emredilmiştir.

Bu altı ismin seçilmesinde hangi ölçünün etkili olduğunu bilmek o günler için mümkün değildir. Ancak şöyle bir yorum yapılabilir: Agnuni, Rupen Zartaryan, Sarkis Minasyan ve Karekin Khajag, İstanbul’da ön planda bulunan Taşnaksutyun (EDF) önderlerindendir. Harutyun Cangülyan da Hınçak Fırkası’nın tanınmış üyeleri arasındadır. Doktor Nazaret Dağavaryan ise her iki Ermeni partisi ile ilişkisi bulunmayan, ayrılıkçı ve milliyetçi Ermeni fikirlerine yakın olmayan, aksine Osmanlı çatısı altında birlikte yaşamayı savunan bir isimdir. Bu açıdan bakıldığı zaman, birlikte yargılanmak için bu isimlerle bir araya getirilmesine bir anlam vermek mümkün değildir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından Ermeni Komitecileri hakkında hazırlanan genel listede, Ayaş’a tutuklu olarak gönderilen Nazaret Dağavaryan için, “Dağdaryan Nazretveled-i Nehabet- Hmçakyan” şeklinde yazılmış olması, onun Hınçak fırkası ile ilişkili olarak değerlendirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Yine Haigazn K. Kazanan’m da, Nazaret Dağavaryan için “Hınçak parti liderlerinden” ifadesini kullanması üzerine, şu yorumu yapmak mümkün olabilir: Nazaret Dağavaryan gençlik yıllarında, Abdülhamid rejimine karşı faaliyetlerde yer almış ve tutuklanmıştı. Bu dönemde Hınçak Partisi ile birlikte olmuş ve devletin istihbarat kayıtlarına hakkında Hınçak kaydı düşülmüş olabilir. Nitekim daha sonraki yıllarda, İttihat ve Terakki’ye muhalif olarak, Hürriyet ve İtilaf Fırkası içinde yer alması da, Hınçakların aynı konudaki benzer siyasi duruşları ile çakışmaktadır. Son tahlilde, Ayaş’tan ölüm yolculuğuna çıkarılan bu altı kişinin, İttihatçı hükümet ve Talat Paşa tarafından, en tehlikeli kadrolar olarak kabul gördüğü, bu nedenle de ilk olarak bu kişilerin yok edilmesinin tercih edildiği de söylenebilir.

Başarılı hizmetlerinden dolayı Abdülhamid’in dahi bizzat kendi iradeleriyle nişanlar, iftihar madalyaları vererek onurlandırılan, tıp ve ziraat alanında yaptığı önemli araştırma ve çalışmalarıyla Osmanlı toplumu içinde daima övgülerle karşılanan, Osmanlı Meclis-i Mebusam’nda Sivas mebusu olarak önemli hizmetler veren Doktor Nazaret Dağavaryan, öldürülmeye gönderilmenin bir başka tanımı olarak, yargılanmak üzere Diyarbakır’a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Trenle yapılan yolculukta mola verilen yerlerden biri de Adana’dır. Adana Katolik Ermenileri Başpiskoposu Kerovpe Papazyan, Haziran 1915’te, henüz Adana yerel Ermeni halkı tehcire tabi tutulmadan önce, altı kişilik tutuklu grubun, onlara eşlik eden beş jandarma ile birlikte “Konak”ta birkaç gün kaldıklarını anılarında yazmıştır. Burada sözü edilen Konak, Adana Hükümet Konağının nezarethanesidir.

Başpiskopos Kerovpe Papazyan anılarında, idari konularda görüşme yapmak üzere Adana valisinin yanına gittiği bir gün, eski bir dostu olan Doktor Dağavaryan ile karşılaştığını ve durdurulduğunu anlatır. Doktor Dağavaryan, ondan merkezi Adana’da bulunan Katolik Ermenileri Patriği Sahag’ın imkânlarını seferber ederek olaya müdahale etmesini ve kendilerine yardım etmesini ister. Böylece Dağavaryan ve beş arkadaşının katedralde dua etmeleri için Adana Valisi İsmail Hakkı’dan izin alınır. Araba ile katedrale götürülen ve kısa bir duadan sonra Katolikos ile görüşmeye geçen tutuklu grubu gözlemleyen Kerovpe Papazyan, grubun içinde sakin ve cesur duruşuyla, onları bekleyen kaderi çok iyi bilen kişinin Sivas mebusu Dağavaryan olduğunu söyler.

Trenle yapılan yolculuk Adana’dan sonra Osmaniye’ye kadar devam eder. Buradan İslâhiye’ye kadar tren hattı yapımı henüz tamamlanmamış olduğundan yola araba ile devam ettikten sonra, İslâhiye’de tekrar trenle yola çıkılır. Urfa’dan önce tren yolu güzergâhı güneye doğru yöneldiğinden ve Diyarbakır’a tren hattı olmadığından, bir yerden sonra karayolundan araba ile devam etmek zorunludur. Urfa’dan sonra Diyarbakır’a doğru yola devam eden kafile, Siverek yakınında Karacaören mevkiinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın denetimi altında bulunan Hacı Onbaşı lakaplı Hacı Tellal Hekimoğlu çetesinin saldırısına uğrar. Tutukluların kaçmaması için nezaret etmekle görevli jandarmalar, bu saldırıyı sadece seyrederler. Zira saldıran çete Diyarbakır Valisi Doktor Reşid Bey’in, dolayısıyla Osmanlı hükümetinin bilgisi dahilindedir. Çete, içinde 53 yaşındaki Doktor Nazaret Dağavaryan’ın da bulunduğu altı tutukluyu soyup öldürdükten sonra, hiçbir müdahale ile karşılaşmadan uzaklaşır.

Saygın ve çok yönlü bilim adamı Nazaret Dağavaryan, diğer 5 tutuklu arkadaşı ile birlikte, 1915 yılının Haziran ayının son günlerinde, milleti ile aynı kaderi paylaşmıştır.

Kaynak: Nesim Ovadya İzrail. Hristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu.

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Zazalar

Mersin Rum Ortodoks Kilisesi