Armat - national platform
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Bir Ermeni, Pers devriminin lideri oldu: Yeprem Han
Bellek

Bir Ermeni, Pers devriminin lideri oldu: Yeprem Han

Ermeni tarihi, İran’la binlerce yıl ilişki içerisindedir: Ermeniler ve Persler, yan yana yaşadılar ve birbirlerini etkilediler. Yüzyıllar boyunca devletten yoksun bırakılan Ermeni halkı, bu ülkede 400 yıldır var olarak büyük bir topluluk oluşturdu. 20. yüzyılın başlarında İran'da monarşiyi devirmeye ve herkes için adil ve eşit yasalar oluşturmaya yönelik başlayan devrimci harekete, Ermenilerin İran halkı ile birlikte bu devrime doğrudan katılmaları şaşırtıcı değildir. 1905- 1911 Pers devriminin efsanevi kahramanlarının arasında, Yeprem Davidoviç Davtyan- Yeprem Han Sardar, Ermeni- İran tarihinin olağanüstü şahsiyeti olarak ismi parlak bir yerde duruyor. Sovyet tarih yazımında onun eylemleri, politik renkler kullanılarak değerlendirildi ve Yeprem’in, devrimin gerçekleşmesine sunduğu tüm hizmetler göz ardı edildi. Sovyet tarihçileri, olağanüstü bir savaşçının ve komutanın iyi ismine iftira attılar. Sonuç olarak da bugün ki eser, Pers devrimine katkısı olan Yeprem Han hakkında tarih tahrifatçılarına karşı yazılan ilk eserdir. Artavazd Bagratid takma adıyla “Yeprem Han” adlı kitap, tarih bilim çalışanı Roman Baghdaşaryan tarafından kaleme alınmıştır.

Ermenilerin İran devrimine katılımı

“Karşılıklı iyi komşuluğun yanı sıra, Pers’te yaşayanlar ve oraya seyahat edecek olan Ermeniler, Yeprem ve Keri gibi özgürlük hareketine katılan Persli Ermenilerin kurduğu saygı atmosferini daha uzun süre hissedeceklerdir”. Levon Mesrop[1]

Ermeniler (hem İranlılar hem de güney Kafkasya ve Batı Ermenistan’dan gelenler), ilk günlerden itibaren İran halkına devrimde etkin bir destek sağladılar.

19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, İran'ın Ermenileri arasında ulusal öz bilinç eğilimleri yoğunlaştı: Ermeni okulları, tiyatroları açıldı, ana dillerinde gazete ve dergiler yayımlandı ve siyasal örgütler oluşturuldu. Ermeni okulları, tıpkı Fransız okulları gibi İran’da bir eğitim standartı haline geldi. Genel olarak, Ermeni kültür kurumları, kendi Avrupai görüntüsüyle ve kültürüyle ayırt edilebilen bir yerdeydi.

Merkezi komitesi Tahran’da yer alan “Daşnaksütun” Ermeni politik partisi, kitlenin mücadelede aktifleşmesini sağlayarak ve koordinasyonda yer alarak önemli ve büyük bir rol oynamıştır. Daha devrim olaylarının başlangıcında parti, komşu ülkede olan  halkların özgürlük hareketine katılmaya karar verdiler. Bunun birkaç nedeni var:

1. İran’da çok sayıda Ermeni yaşamaktaydı. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarında yer alan Atrpatakan bölgesinde yaşayan Ermeniler risk altındaydı. Bu nedenle Taşnaklar, Türklerin ülkeyi işgal etme durumu nedeniyle İran’ın anayasal hükümetine askeri yardımda bulunma görevini üstlenmişlerdir.

2. İran Anayasal Hükümeti (Şah'a karşı muhalefet organı (parlamento)), ülkenin Ermeni nüfusunun haklarını genişletebilir ve aynı zamanda Ermeni köylülerin ve Ermeni mültecilerin Türkiye'deki kaderini hafifletebilir.

Taşnaklar, devrimci mücadelede, askeri gücünde, mükemmel organizasyon becerilerinde büyük deneyime sahipti ve bunların Meclis'te (İran parlamentosu) çok iyi farkındalardı. Ermenistan tarafının İran hükümetiyle yaptığı toplantılarda, aralarında aşağıdaki anlaşmalar yapıldı. Taşnakların üstlendikleri görevler:

 · Avrupa’da ki bağlantıları aracılığıyla (Taşnakların batı bürosu) Perslerin genç mahkemelerini korumak, batı basınından ilgili malzemeleri temin etmek.

· Ülkenin sınır bölgelerini ele geçirmeye çalışan işgalcilere karşı mücadelede, İran'a askeri yardım sağlamak.

· Anayasal (devrimci) hükümete; deneyimli subaylar, uzaman askerler ve patlayıcı malzeme vermek

Devrimci hükümetin üstlendikleri:

· Pers topraklarında yaşayan Ermenilerin haklarını korumak.

· Türkiye’den gelen mülteci Ermenilere iş ve yaşayabilecekleri araziler vermek.

· Taşnak askeri birimlerinin ülke içinde serbest dolaşımını garanti altına almak.

· Sınırdan, İran’a geçirilecek olan silahların ve askeri mühimmatın güvenliğini sağlamak.

Yapılan anlaşmalardan sonra, “Daşnaksütun Partisi” üyesi Yeprem, İran’a gider. Geleceğin “İran Dikdatörü”, Yeprem Davtyan. Ermeni- Pers komitesini hızlı bir şekilde kuruyor ve yeni bir dönem onunla başlamış oluyor. Yeprem Han’ın destanımsı kahramanlığı, onu Pers devriminin ana kahramanı yapıyor. Fantastik zaferleri, 20. yüzyılın  başlarında onu, en seçkin figür haline getiriyor. Ama bu konuya daha sonra devam edeceğiz.

Pers devriminde, monarşinin tasfiye etmesi ve anayasal demokratik bir düzenin kurulabilmesi için Türkler ve emperyalist tehditlere karşı;  Ermeniler, Gürcüler ve Ruslarda dahil olmak üzere birçok farklı milletten gönüllüler devrime katıldılar. Onlar, İran halkının yararına tarihi görevlerini  yerine getirdiklerinden emindiler ve bu görevde Ermeniler en önemli rolü oynamışlardı.

Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, Sovyet tarihçileri Ermenilerin ve özellikle de Yeprem Han'ın Pers devrimine kahramanca katılımıyla ilgili doğru bilgi sağlanmasını engellediler ve bunun hakkında çarpık bilgiler sundular. Özellikle Sovyet Azeri yazarları ve tarihçileri, bu konuda kendilerini belli ediyorlardı.

Bu bağlamda, Ermeniler Pers devriminde ki rolünün özel  olduğu vurgulanmalıdır. İranlı tarihçileri Ahmed Kesavi ve Ebrahim Safayi, çalışmalarında Ermenilerin anayasa devrimine aktif katılımlarına büyük bir dikkatle yeterince yer verdiler. Ermeniler, İranlı işçilere ve siyasi örgütlenmelerin oluşmasına yardım ettiler.

Yeprem Han Davtyan: Her şey nasıl başladı?

Yeprem Asribekyan Davtyan, 1868’de Barsum köyünde (şuan da Azerbaycan, Büyük Ermenistan’ın doğu sınırı) doğmuştur. Geleceğin kahramanı ve savaşçısı, çocukken dedesi Asri Bek’den, Artsakh’ın melik yurtseverlerinin yabancılara karşı mücadelelerini ve cesur kahramanlıkları hakkında bir çok hikayeyi dinleyerek büyür.

Yeprem’in çocukluk yıllarında Ermeni yurtseverleri ve sakinleri, Ermeni çocuklarının eğitimi için, mesrop (Mesrop Masthots, Ermeni alfabesinin kurucusu) gramatiğini öğretmek amacıyla uzak köylere okullar kurdular. Tiflis’teki Nersisyan okulunun mezunu Martiros Balabekov, Barsum’da  ilk devlet okulunu kurmuştur ve Yeprem de bu okulun ilk mezunlarından biri olmuştur. 10-12 yaşlarındaki Yeprem, dedesine ve diğer köylülere yapılan sömürüyü büyük bir dikkatle özümser ve hayatını halkının kurtuluş çalışmalarına adamaya yemin eder.

Sonraki yıllarda Yeprem, 1880'lerin sonlarındaki siyasi hareketleri, özellikle Batı Ermenistan'daki partizan hareketi ilgiyle takip etti. Ermeni toplumunun ilerleyen katmanları, Türk hükümetinin herhangi bir reform gerçekleştirme niyeti olmadığından, Türk temsilciliği tarafından imzalanan Berlin Kongresi'ndeki, Batı Ermenistan'ın Ermeni nüfusunun haklarına dair bildirgesinin 61. maddesinin, Türklerin verdiği güvencelere ve vaatlere rağmen  hiçbir olumlu sonuç getirmeyeceğini daha açık bir şekilde anlamaya başladı..

Bu bağlamda Ermeniler arasında, bu slogan yükselmeye başladı: “Ermenilerin kurtuluşu, kendi ellerinin yardımıyla olacaktır.” Doğu Ermenistan'dan birçok genç erkek, Batı Ermenileri arasında aydınlanma ve eğitim çalışmalarını yürütmek ve doğru zamanda kardeşlerini, silahlarıyla korumak için Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırını geçmeye başladı.

Yakın bir zamanda Tiflis’teki Nersisyan Okulu’ndan mezun olan 17 yaşındaki Yeprem, dezavantajlı ve fakir vatandaşlarının onurunu kurtarmak için vatansever faaliyetlerde bulunmaya karar veriyor. Muş St. Karapet Manastırı yakınında görev yapan, bir grup partizana katılıyor. 1889 yılında Sasun şehrinde, sonra Van’da ve Erzurum’da ve diğer yerlerde kahramanca savaşlar yürütüyor. Burada efsanevi Andranik'le yakından tanışıyor ve hayatlarının sonuna kadar arkadaşlıklarına devam ediyorlar.

1889 yılında Yeprem, Kars’a gidip, Sarkis Kukunyan’ın bölüğüne  katılmaya karar verir. Bu bölüğü Nij köylü olup Petersburg’da okuyan ve gönüllü bir şekilde sınırı geçmek isteyen Ermeniler oluşturmaktadır. Grubun önemli kısmını 20-25 yaşındaki gençler oluşturuyordu ve birçoğu silah kullanmayı bilmiyordu: öğrenci sıralarını, vatanseverlik duygularıyla ve onurlu niyetleriyle bırakarak, Türk yetkililerini en azından Berlin Antlaşması’nın 61. Maddesini gerçekleştirmeye zorlamak için Batı Ermenistan’a gitmeye karar verdiler. Rus sınır birliklerinde bekleyen toplam 110 Rus sınır askeri vardı. Ermeni birliği onların çemberine düştüler. Kukunyan, Yeprem, ve arkadaşı Movsinyan tutuklandı. Sorgulama sırasında, , Ermenilerin Rusya’ya olan geleneksel sadakati  ve minnet duyduğu otoritelerinin lehine olacağını ümit ederek amaçlarının ne olduğunu dürüstçe itiraf ettiler, ancak yine de cezaevlerine gönderildiler. Cezaevinin duvarları içinde Kukunyan, diğer mahkumlara eğitim derslerini, Ermeni halkının tarihini, aritmetiği, dilbilgisini ve Rusçayı öğretir.

Hapis cezasının en zor yanı, hükümlü işleridir : Sağ taraftaki dazlak kafalı , zincire bağlı mahpuslar 8 yıl süren zorlu işler için uzak Sakhalin'e gönderilir. Üç yıl sonra, Yeprem’in önderliğindeki bir grup mahkum, batıya uygarlığa doğru, bilinmezliği ve ölümsüzlüğü göze alıp taygaya ormanlarına kaçtılar.

Bu yol, 21 yaşında bir Ermeni’nin  en zorlu yaşam sınavından biri haline gelir;  vicdanı ve omuzları, dört yoldaşının kaderinin sorumluluğunu üstlenir. Geçtikleri yollarda;  ağır kokulu bataklıklar, şiddetli yağmur, işkence eden sarmaşıklar, açlık, susuzluk ve bilinmeyenlerin korkusu vardı. Yaşam mücadelelerinde ise onları sadece paslı bir baltası vardı. Sonunda sayısız denemenin üstesinden gelen Yeprem, kendisinin ve arkadaşlarının kaçmasını sağlıyor. Ancak artık Rusya’da kalamayacağını anlayan Yeprem, İran’a gitmeye karar veriyor.

Yeprem İran’da: 1905-1911 Devrimi

İran’da bulunduğu her şehirde Yeprem, Ermeni gençlerinin yoğun ilgisini hızlı bir şekilde kendisine çekiyor. İran halkına , zor ve mahrum bırakılmış devletlerinden, daha iyi bir yaşam için adil bir değişim uğruna bir devrim ihtiyacı olduğundan  bahsetmeyi unutmuyordu.

Yeprem’in çalıştığı Rasht (Gilan eyaleti) şehrinin tuğla fabrikası, devrimci Ermeniler, Persler, Azeriler ve diğer halklar için bir buluşma yeri haline gelir. Sıradan insanlar arasında yüksek bir itibar kazanır.

1908 yılında İran’da darbe oldu. Bu darbe, Gilan eyaletindeki devrim dalgasını yükseltti. Rasht şehrinin aktivistleri de kendi güçlerini, Şah Muhammed Ali rejimine karşı koordine ediyorlardı. Yeprem Han’ın, Tiflis ve Bakü’nün sosyal demokrat partileriyle temas kurduğu, oradan silah ve gönüllüler aldığı kaynaklardan bilinmektedir. Gönüllülerin çoğunun partizan olmadığının ve Ermeni olmadığının, farklı milletlerden kişiler olduğunu belirtmek gerekir.

Bu cesur uluslararası savaşçılardan, daha sonra Tahran’ı alan ve Şah Muhammed Ali’yi iktidardan düşüren bir anayasal ordu örgütlendi.

Böylece, isyancılar ilk başta Gilan’ı ele geçirmeyi ve orada bir il meclisi örgütlemeyi başarabiliyorlar. Şehirliler Muis-os-Sultan’ı seçiyorlar. Daha sonra Yeprem 12 cesur adamla, Enzeli şehrine saldırır ve belli miktarda silah ve mühimmat toplar. Yeprem’in ve Sardar Muiza’nın kahraman bölükleri, Karakzh ve Şahbang’ın Şah ve Lyakhov’a karşı Asarak köyünde eşit olmayan ama zaferle biten bir mücadele yürütüp başkente adım adım yaklaştılar. Yeprem Han’ın önderliğindeki devrimci birliklerin inanılmaz zaferlerinden sonra Şah, başkentinde bulunan devasa Rus-Pers kuvvetlerinden oluşan ve Albay Lyakhov’un komutasında olan orduya daha fazla önem verip üzerinde yoğunlaşıyor.

Üç ağır savaştan sonra Lyakhov sonunda direnmenin anlamsız olduğunu anlayıp teslim olmaya ikna olur. Yeprem Han, kader savaşında zor bir zaferi kazanır.

Rus-Ermeni tarihsel bağlarını göz önüne alan Yeprem, Rus albay Lyakhov’u meclis binasında dostane bir toplantıya davet etti ve iki komutan birlikte “barış”ı içtiler.

Lyakhov, Yeprem’e şunu sordu:

· Hiç anlamıyorum, Perslerin anayasal devrimi için bu kadar şiddetli savaşmanıza sebep olan nedir?

· Sorunuzu cevaplamak benim için kolay ama sizin için şunu açıklamak zor olacak: Şah’ı savunmak için hangi ahlaki prensiplere bağlı kalıyorsunuz? Ama ben soru sormuyorum, çünkü cevabını biliyorum. Ben kendi açımdan halkımı motive eden çıkarlar için devrime katıldım. Kuzeyden sizler(Ruslar), Güneyden İngiltere; Perslerin nüfuz alanlarını böldünüz. Bu şekilde ezdiğiniz fakir halk, politik baskılarınıza dayanacak durumda değiller. İran sınırındaki Türkiye, ülkenin bir bölümünü ele geçirmek için birliğini topladı ve Şah buna karşı değil. Bunlara Perslerle barış içerisinde yaşayan halkımda katlanıyor. Burada Ermeniler; iki piskoposluk bölgesine, birçok okula kültür ve ticaret merkezlerine sahipler. Sınır dışındaki Türkiyeli yetkililer Batı Ermenistan nüfusuna karşı geniş çaplı suçlar işlediler ve buna da devam edecekler. İran’ın bir bölümünü ele geçirme niyetleri, bu ülkeyi, Ermenilerin imha edildiği bir sahneye çevirebilir… Ben özgür bir yaşam için tüm ezilen halklar adına mücadele ediyorum.

Yeprem’in kazandığı zaferin bir sonucu olarak, 30 Temmuz 1909’da Han ve 300 kişilik müfrezesi, Tahran’ın başkentine giren ve iktidarı ele geçiren ilk insanlar oldu. İran Şah’ı Muhammed Ali görevden alındı ve Yeprem Han meclisi yeniden kurdu. 1906-07 anayasası yenilendi ve geçici bir hükümet kuruldu. Yeprem Han, Tahran polisinin başına atandı ve aslında devrimci birliklerin komutanıydı. Askeri kahramanlığı için Sardar (Marshal) unvanını alır.

Devrim zaferinden sonra, devrimci birimlerdeki birçok komutan devlette görev aldı. İran’ın demokratik çevreleri, Yeprem Davtyan’ın adını derin bir şükranla hatırlıyor. Onun yorulmak bilmeyen ve bencil olmayan eylemleri, sadece İran kaynaklarında değil İranlı olmayan kaynaklarda da yer alıp yüceltildi. Ve sadece Sovyet literatüründe Ermeni Garibaldi- Yeprem Han hakkında sübjektif bilgi verilip haksız değerlendirme yapıldı. Ve bu oldukça tuhaftır.

Devrimden sonra

Devrimden sonra, yeni hükümetin faaliyetlerinin, aslında halkın neler için mücadele ettiğini, gözlemleyemediğini söylemek gerekir. Şah'ın devrilmesinden sonra iktidara gelen büyük feodal Sepahdar, ülkeyi asla zor ekonomik bir durumdan alamadı.

Her şeye rağmen Yeprem Han, yoksul halkın  daha iyi bir yaşamı için birçok zorluğa ve acıya maruz kalan ülkeden radikal demokratik değişimleri umarak, devrimin düşmanlarına karşı mücadelesini sürdürdü. Anayasal devrimin sağladığı demokratik hakları savunmaya devam etti. O, tekrar ve tekrar kahraman zaferlerini, monarşinin yükselen takipçilerinden olan zalim büyük feodal Rahim Han’a , alışveriş merkezleri olan Zanjar Muhammed Ali, “Hamsı” hanı sahibi Djaangir Afgar’a karşı sürdürmeye devam ediyordu. Yeprem’in anayasa düşmanlarına karşı kazandığı zaferler, şanını o kadar güçlendirdi ki muhaliflere saldıranlar, ikinci kez bunu deneme  fikirlerini tamamen ortadan kaldırdılar.

Temmuz 1910’da Tahran’a dönen Yeprem, geçici hükümetin başkanlarının kararı ile Muhammet Ali Şah’ın eski destekçilerinin devlet organlarına döndüğünü öğrenir. Yeprem anlıyor ki, devlet organlarına sıkışmış olan  düşmanların,  güçlenmemiş olan anayasal devleti içeriden imha edip, Şah’ın tahta dönüp monarşiyi yeniden kurması için hazırlanıyorlardı.

Yeprem, hükümet liderlerinin politikasına kararlı bir şekilde karşı çıkmakta ve anayasa devletinden monarşistlerin ve düşmanların uzaklaştırılmasını talep etmektedir. Otoritesini kullanarak, devlet organlarına sızanları temizlemeye çalışır ama güçlü bir karşı direnişle karşılaşır.

Yeprem, ülkenin ve insanların kaderi için ve hayatını adadığı parlak gelecek adına derin endişeler taşımaktadır. Anayasal düzenin somut olarak halka hiç bir şey katamamış olması gerçeğine rağmen, devrimin düşmanlarına karşı monarşinin yeniden inşa edilmemesi için kahramanca mücadelesine devam etmeye karar veriyor.

Muhammed-Ali Şah ve destekçileri yeniden başlarını kaldırıyor ve Tahran'a saldırmak için kuvvetlerini koordine ediyorlar. Bu zor durumda, Yeprem Han’ın bayrağının altında en sadık devrimciler toplanmaya başlıyor. Başarılı savaşlardan sonra, Yeprem düşmanıyla yüz yüze buluşuyor. Belirleyici savaşın arifesinde, Yeprem Han, 48 saat içinde monarşistleri ezip tekrar başkente döneceğinin sözünü veriyor. O kendi sözünü ve adamlarının sözünü yerine getirdi. Düşman daha rahat bir konumda olmasına rağmen, asılları Ermenilerden oluşan Yeprem'in cesur adamlarının yıldırım saldırısı, düşmanı savurdu. Düşman savaş alanında çok sayıda ölü bıraktı.

Muhammed Ali Şah, panik halinde İran’ı terk edip Rusya’ya sığınıyor. Yıldırım eylemi düşmanı sersemletip derin bir şok bıraktı ve bu sayede Yeprem’e çok kolay bir şekilde itaat etmeye başladılar.

11 Eylül 1911’de Yeprem’i bir savaş daha bekliyordu. Yeprem bu kez, İran’ın çok sayıda alanını ele geçiren Şah askeri lideri Salar od Dovle ile birlikte 6000 kişilik müfrezesini ülke dışına çıkarıp onların Osmanlı İmparatorluğu’na kaçmasına neden olur.

Eski şah ve kardeşlerinin sınır dışı edilmesinden sonra meclis, Şah’a ödenen emekli maaşını durdurmanın yanı sıra Salar Od Dovle’ye ve diğer monarşistlere ait mülklere el konulmasına karar verir. Bu adil karar, Rusya’nın Çar hükümetini öfkelendiriyor. Çar hükümeti Bakü’den Gilan’a 4000 kişilik büyük bir birlik gönderip Resht ve Kavzin’i işgal ediyor.

Bir sonraki adım olarak Rusya’nın yeni hükümete verdiği ültimatom: Rus büyükelçiliği çalışanlarının talepleri; gönüllü müfrezeleri silahsızlandırmak ve dağıtmak, anayasanın devrimin çok küçük başarılarını geri çekmek ve Şah'ın emirlerini yeniden tesis etmekti. Rus ajanları şehirde yapay kaos ve açlık  yaratmaya çalışıyorlar.

Ama devrimci güçler uyumuyorlardı: Yeprem’in önderliğinde, devletlerinin iç işlerine olan Rus müdahalesine karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Halk, meclisten Rus ültimatomuna kesin bir reddetme talebinde bulundu.

Kitlelerin ve şahsen Yeprem Han’ın baskısı altında, meclis Rusya’nın ültimatomunu reddediyor ve ardından Rusya kurnazca “sessiz” bir politika yürütmeye başlıyor. İngilizler de uykuda değillerdir. Hükümetin üyeleriyle ayrı bir çalışma yürütüp, ültimatomun belirli noktalarını kabul etmeye ikna ediyorlar. Yakın bir zamanda devlet yetkilileri, İngiliz-Rus rüşvetlerinin cazibesi altında düşman ajanlar için uygun olan Rus taleplerini kabul ediyorlar.

Hükümet yetkililerinin ihanetiyle uzlaşmayan Yeprem, görevinden istifa ediyor.

Ünlü komutan İngiliz-Rus sömürgecilerinin komplosunun kurbanı olur ve meclis kurucularının ihanetine uğradı.

Rus ültimatomu kabul edildikten sonra, ülkedeki durum önemli ölçüde değişti. İran kendisini politik ve ekonomik çıkmazda buldu. Ülkedeki durumdan istifade eden devrilmiş Şah Muhammed Ali, tekrar tahtını yeniden kazanmayı umarak İran’a el uzatmaya başladı. Bu sefer, kendisiyle birlikte 3000 kişilik Kafkas dağcıyı gelir ve ülkenin Türkmen monarşistleri de onlara katılacaktır. Şah’ın ülkeyi işgal etme tehlikesi, hükümet ile Yeprem’i uzlaştırıyor. Tekrar emir yetkisini eline alıyor. Geçici hükümet 1912’de onu Savunma Bakanı olarak atıyor. Ancak Yeprem’in içinde bulunduğu durum çok zordu. Ermenilerden (ordusunun büyük bir kısmı) ve Perslerden oluşan savaşçılarıyla üç cephede savaşmak zorunda kaldı. Tüm zorluklara rağmen, Yeprem’in zeki savaş taktikleri sayesinde anayasa hükümetinin küçük ordusu, Şah’ın 20 bin kişilik ordusunu yenmeyi başarıyor. Bir kez daha yenilgiye uğrayan Muhammed Ali, Bakü yönüne giderek ülkeyi, bir kez daha terk etmiştir.

“Perslilerin anayasal mücadelesinde, Ermenilerin katılımı Pers halkının üzerinde derin ve kalıcı bir etkiye sahipti(…) Huzur içinde yaşamaya alışmış olan Persler ve Ermeniler, doğal olarak birbirlerini ülkenin yerli çocukları olarak görüyorlardı.(…) Protestonun ilk yükselen sesi olan Persli aydınlar, kuşkusuz  Ermenilerin başlayan mücadeleye katılacağını düşünmüşlerdi ve aslında ülkenin en eğitimli bölümünü oluşturan Ermenileri mücadelede yanlarında görmeyi umuyorlardı. Ben, Perslilerin özgürlük hareketine katılan Ermenilerin, nasıl emek harcadığını kaydedenlerden biriyim. Pers topraklarını iyi tanıdıktan sonra anladım ki eğer bu güç harcanmasaydı, Ermenilerin fiziksel varlıkları tehlikede olacaktı. Ama şans Persli Ermenilerin yüzüne gülmüştü çünkü en korkutucu günlerinde Yeprem’i doğurabildiler. Onun askeri yeteneği ve cesur karakteri onları bu durumdan kurtardı. Küçük ordusuyla düşmanın on binlerce kişilik ordusuna darbe üzerine darbe vurdu ve parlamentoyu savunmak için yükselen ayaklanmaya başkanlık yaptı.(…).”[2]

Yeprem Han: Ölümünden sonra

6 Mayıs 1912’de İran’ın askeri kuvvetleri komutanı Yeprem Han- Yeprem Davidovich Davtyan, Şah’ın birliklerine karşı savaşta öldürüldü.

Yeprem’in bedenini Tahran’a taşıdılar. Başkentteki binlerce insan, ulusal kahramanın ölümünde acı bir şekilde yas tuttu. Neredeyse bütün şehir, devlet temsilcileri, devrimciler ve diplomatik çevreler Yeprem Han’ın cenazesinin arkasından yürüdü.

Haykazyan Ermeni okulunun (şimdi Yeprem Han Davtyan’ın adıyla anılan okul) avlusuna gömüldü. Ermenistan gazetesi Mshak, şöyle yazdı: “Paris’ten telgrafla, genç bir Pers komitesi Yeprem Han’ı hain bir şekilde öldürüldüğünü açıklayan bir telgraf yayınladı.”

Onun ölümü anayasalcılar için büyük bir kayıptı. İran hükümeti, kendi diplomatlarına Yeprem Han’ı değerlendirdiği özel bir genelge gönderir: “Yeprem Han’ın ölümü bizim için öyle bir kayıptır ki yeri asla doldurulamayacaktır…”.

Ermeni Sovyet ansiklopedilerinden, hükümet birliğinin başkanlığındaki ve gönüllü olarak katıldığı büyük- küçük savaşlar olmak üzere Yeprem Han, İran topraklarında 60 kadar savaş gerçekleştirmiştir. Onun mücadelesinin sonucu olarak, monarşistlere ve anti devrimcilere karşı büyük bir zafer kazanıldığını öğreniyoruz.

Yeprem’in ve yoldaşlarının cesareti; Avrupa, İran, Ermeni, Azeri, Gürcü ve Rus basınında da konuşuldu. Halklar, sevgisini ve saygısını kazanan cesur ermeni askerleri için şarkılar besteleyip söylediler.

“Onun memleketi olan Artsakh, her zaman cesur savaşçıların beşiğidir ve burası sürekli “kölelik” anlayışının üzerinde olmuştur. Bu dağlık ve geçilmez yollar David- Bek’in ruhunun göç ettiği yerlerdir.”[3] Avetik İsahakyan.[4]

[1]Tarihçi ve gezgin olan Levon Mesrop’un yol günlüğünden sözler.

[2] Tarihçi ve gezgin Levon Mesrop

[3] Ermeni komutanı; Kızılbaşlıların, İranlıların ve Türklerin Ermenistan’ı işgaline karşı olan Ermeni Ulusal Kurtuluş hareketinin lideri

[4] Ermeni Sovyet şairi, yazar, gazeteci.

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Türkiye’de Ermeniler: Mücadele devam etmeli

Hristiyan Persler: Tarih ve Günümüz

İstanbul'un Gözü Kapalı