Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Ermeni Smirna’sının son nefesi: Sözlü Tarih Prizmasından
Bellek

Ermeni Smirna’sının son nefesi: Sözlü Tarih Prizmasından

Kapak resmi: Gurgen and Malvine Khancyan, 1927 / Stephanie Wolf

Kurtulanların sözleri

Smirna ve İzmir trajedileri arasında olduğu gibi, 1915 ve 1922 trajedileri arasında bir fark var mı?

Bu cehennemden kurtulanların tümü Smirna’da ki Ermenilerin, Yunanlıların ve Türklerin arasındaki ilişkinin ne kadar iyi olduklarına tanıklık ettiler. Fakat burada ve şehrin dışındaki çoğu yerde, bu etnik gruplar ayrı mahallelerde yoğunlaştı ve toplumda farklı rollere ve işlevlere sahip oldular. Ermeni okullarının Smirna çevresinde açılmasından önce, çoğu Ermeni sadece Türkçe ve bazı durumlarda Yunanca konuşabiliyordu. Aralarındaki şiddet ve ayrımcılığa rağmen Modusvivendi anlaşması (geçici anlaşma), vardı. Aslında, Afyonkarahisarlı Hayk Messerlyan, her yıl Kurban Bayramı sırasında Türklerin Ermeni bir çocuğu kaçırdığı ve öldürdüğü yönündeki yaygın görüşü yineliyor. Bir muhatabın sözlerine göre Türkler, karısı on yıllık evliliğin ardından erkek çocuk doğuran adamın oğlunu öldürmüştür. Bunun üzerine çocuğun babası delirip, silahını kapıp bir kulübe gitti ve ateş açıp altı türkü öldürdü. Sonra dağa kaçtı ve karısı onu sığındığı Messerlyans’ın evinde buldu.

Hayk Messerlyan

Anna Ağakhinyan’ın sözlerine göre Afyonkarahisar’ın nüfusu karışıktı ve Ermeniler evlerinin dışındaki işleri için Türkçe konuşmak zorundalardı. Hatta kilise vaazlarının bile Türkçe olarak yapılması gerekiyordu, çünkü Ermenilerin eylemlerini izleyen yerel yönetimden Türkler her zaman bulunuyorlardı.

Manisa’dan Vahan Arakelyan, 1895-96 yılları arasındaki katliamlar sırasında, ermeni mahallesinin çevresine toplanan Türk kalabalığını, Bekir adında Ermenilerle iyi ilişkileri bulunan bir türkün bölge valisini etkileyip kalabalığı dağıttığını söyledi. 

Vahan Arakelyan

Modusvivendi bitti ve Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla, tutumlar değişti. Türkiye’de kâfirlere (gavurlara) ilişkin şüpheler arttı. Hükümetin imparatorluğun Ermeni nüfusuna yönelik şiddet eylemlerinin haberleri, toplumlar arası ilişkileri olumsuz yönde etkiledi. Ordu firarları arama bahanesiyle Ermeni seçkinlerinin evlerini arayıp tutuklaması, durumu kötüleştirdi.

Malvine Khancyan'ın babası, Manisa'dan uzak olmayan Akhisar'da tutuklananlar arasındaydı. O, Türk ortağıyla çalışan bir dişçiydi. Daha sonra aile, ortağının kendisi üzerinde bir etkisi olduğunu ve onun devrimci olduğunu öğrendi. Yaklaşık bir ay sonra, askeri bir kampta zehirlenmenin yol açtığı ölüm haberi alındı. Malvin şöyle hatırlıyor:

“Babamın Türk ortağı evimize geldi ve tüm paramız ve eşyalarımıza el koyup bizi dışarı çıkardı. Dört yetime sahip annem, aşırı yoksulluk içinde kaldı. Meyve bahçelerinde çalışmaya başladı ama hastalandı. Tek tek bizi diğer ailelere verdi. Başka seçeneği yoktu. Ailelerden biri beni evlat edindi ve Manisa'ya götürdü.”

Malvine Khancyan

Edward Papazyan'ın ailesi de aynı kaderi yaşadı. Babası askere alındı, işçi taburuna yerleştirildi ve sonra öldürüldü. Kırılgan ve hasta bir kadın olan annesi, bakamadığı beş çocuğu ile birlikte kaldı. Çocuklarının bakımını akraba ve tanıdıklara emanet etmek zorunda kaldı. Beş çocuğun en küçüğü Edward, annesi ile birlikte kalan tek kişiydi.

Edward Papazyan

Savaş sırasında yaşanan sıkıntılara rağmen, Afyonkarahisar ve Nazilli gibi Smirna yakınlarında birkaç yer dışında, toplu tutuklamalar ve sürgünler meydana gelmedi. Bölgenin çoğu için savaş yılları nispeten sakindi. 1922 Eylül'ünde, Smirna’daki Kemalistlerin zaferi, yerel Türklerin Hıristiyan nüfusa karşı isyan etmelerini sağladı.

Kristine Avakyan, Onnik Eminyan ve Smirna’daki yangından sonra hayatta kalanlar, yerel Türklerin Kemalistlerle güçlerini birleştirdiklerini ve yağmalama yaptıklarını ve cinayet işlediklerini hatırlıyor. Türklerin zorla Ermenilerin ve Rumların evlerinebarbar bir şekilde girip sahilde son bulan eylemlerini hatırlıyor.

Kristine Avakyan

Kurtulanların çoğu, tüm Hristiyan nüfusunu oradan kovmak için Ermeni ve Yunan mahallelerinin ateşe verildiğini söylüyor.  Ermeni kilisesinin içinde yüzlerce mülteci varken kundaklanmasını böyle açıklıyorlar. Bu açıklama, makul olup olmadığına bakılmaksızın,yapılan zulmü özetliyordu:Acıyı hafifletmek için bir araç olarak kullanıldı. Ancak, güvenilir bir Türk aile dostunun ihanetine ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Bu nasıl olabilirdi? Cevap verilmeyen gizem, acı veren anılara baskı yapmaya devam etti.

Kemalist güçlerin yaklaştığına dair haberleri duyan OnnikEminyan’ın babası, aileyiSivrihisar’dan Smirna’ya taşımaya karar verdi.

“Bir aile dostu, Sivrihisar'da bulunan Türk hükümetinin üst düzey bir yetkilisi, babamı gitmemesi konusunda ikna etti. Dedi ki: "Güvenliğinizi şahsen garanti ediyorum." Amcam itaatsizlik etti ve beni ailesiyle birlikte götürerek İzmir'e kaçtı. Daha sonra Kemalistlerin babamı tutukladıklarını ve babamın kendisini  hapishaneye dönüştürülmüş bir Yunan otelinin ikinci katının penceresinden atarak, intihar ettiğini öğrendik. Yoldan geçen Türkler, sokakta cesedi yatan babamın bedenine ateş ettiler. Ağabeyim ve Sivrihisar'daki birkaç Ermeni erkek - sadece birkaç Ermeni ailesi vardı, geri kalanlar Rumlar ve Türklerdi - bir kiliseye kilitlenip ateşe verildikleri Akşehir'e götürüldü.Yunanistan'da tanıştığımız Sivrihisar’dan kurtulan bir kişi bize, babamı terk etmemeye ikna eden aynı Türkün, evimize girip annemi, üç yaşındaki kız kardeşimi, on beş yaşındaki erkek kardeşimi ve on sekiz yaşındaki bizim bir aile üyemiz gibi olan yetim kız çocuğunu öldürdüğünü söyledi… On iki yaşında bir çocuk olarak, Türklerin öldüren hayvanlar olduğu sonucuna vardım.”

Kemalist akım, yerel Türkler için bir teşvik oldu ve işgal altındaki toprakların bu kadar derinlemesine temizlenmesini sağlayan yerel yönetim ile işbirliği yaptı. 

Malvine Khancyan, “Genç Türkler bize iki yılda ne yaptıysa, Kemal on beş günde yaptı,” diyor.

«Իզմիրի ջարդի պէս բան մը տեղ մը չէ եղած» ("İzmir'dekine benzer bir katliamhiçbir zaman hiçbir yerde olmadı"). Bu düşüncesini sonsuza dek hatırladı ve hayatını “dünyadaki en büyük trajedi” den kurtulması ile şekillendirdi.

Böyle kendinden emin dile getirdiği düşüncenin “hakikat” ölçeği nedir?

Üç yıl süren Yunan yönetiminden sonraki savaş yıllarının göreceli sakinliği, Avrupalı güçler tarafından korunan Ermeniler arasında güvenlik hissi yarattı. Mustafa Kemal kuvvetlerinin onbeş günlük katliamı, bu yanılsamayı mahvedip benzersiz bir huzursuzluğa çevirdi: 

"İzmir'dekine benzer bir katliamhiçbir zaman hiçbir yerde olmadı.”

Vahan Arakelyan, I. Dünya Savaşı sırasında İzmir Valisi Rahmi Bey'in Ermenilerle iyi ilişkiler içinde olduğunu belirtiyor.Vahan’ın karısı, sadece yüksek mertebedeki ermeni kadınları ile iletişim kuruyordu ve bu kadınlar Rahmi Bey’in evinde çalışan Enver Bey’in karısıyla arkadaş olma fırsatını yakalamıştı. Enver'e müdahale edip İzmirli Ermenileri kurtarmaya söz verdi bu kadın,  Vahan da onun sözünü tuttuğuna inanıyor. Ancak Vahan, tehlikeli ve istenmeyen olarak kabul edilen yaklaşık 240 Ermeni ailesinin sürgün edildiğini, vagonlara yerleştirilip Afyonkarahisar'a gönderildiğini öğrendi. Smirna Ermenilerinin geri kalanı kurtarıldı. Bu hikaye yanlış olabilir ve belki de Vahan, sadece Enver'in karısı ve müdahalesine dair söylentileri duydu; Her halükarda, Türk iyi niyet olasılığı, Ermenilerin imparatorlukta farklı algılandığını göstermektedir.

Malvine Khancyan, Smirna Ermenilerinin büyük rüşvet ve Avrupa bağları sayesinde kurtarıldığını düşünüyor. O, Smirna’nın imparatorluğun geri kalanından farklı bir Avrupa şehri olduğu için Türklerin, Avrupa ile yakın bağları olan zengin ermeni tüccarları tahrip etmeye cesaret edemeyeceğine inanıyor. Bu seçkinlikle dolu gururlu duyguyu, Smirna Ermenileri şehirlerinde deneyimlemişlerdir. Edward Papazyan bu gururu, başkalarının sahip olduğu duyguları da ifade eden bir cümle ile formüle ediyor: 

"Konstantinopolis düşmüş olsaydı, İzmir onu geri alabilirdi. İzmir düşmüş olsaydı, Konstantinopolis onu geri alamazdı. İzmir Ermenileri zengindi."

Güvensizlik münhasırlık duygusunu değiştirdiğinden, Kemalistlerin Fethi bu inançların ölümcül bir bağlantısı haline geldi: bizimle böyle olamaz! Sonra daha derin bir hayal kırıklığı oldu: Avrupa savunucuları müdahale etmedi! İlk günlerde, misyonerlik kurumlarına sığınan Yunanlılar ve Ermeniler, çıkan yangından sonra kurumlar boşaltıldı ve mülteciler bir başına bırakıldı. Yabancı konsolosluklara yapılan çok sayıda talep göz ardı edildi.

Görüştüğümüz herkes Avrupalı ve Amerikalı deniz birliklerinin tepkisini iyi hatırlıyor. Onların sesleri, kırılmış beklentilere; acı ironi dolu hisleri öfkeye dönüşüyor.HaikuMesserlyan, Amerikan gemisine, kayan cesetlerle dolu olan uzun bir mesafeden yüzmeyi başardı ve üzerine, su hortumundan basınçlı su akıtılması iletekrar suya atıldı.

Edward Papazyan tanık olduğu benzer bir sahneyi anlatıyor. Onnik Eminyan, Ermenilerin karap (kuğu) olarak adlandırdığı Smirna kıyılarının, nasıl bir mezbaha haline dönüştüğünü çok iyi hatırlıyor. Avrupalılar,ölülerin arasında kayıtsız kalıp kanlı sahnelerini çekip yürüdüler. Kurtulanların çoğu, geceleri sessizliğin başladığı zamanlarda, Türklerin savaş gemilerinin ışıklarını açıp bu ışıkta soymaya, tecavüz etmeye ve öldürmeye devam ettiklerini iddia ediyorlar. Eminyan, “Türk yanlısı davranış, Ermenilere ihanet etti” diye ekliyor.

Arsenui Vrtanesyan da sahili aydınlatan bu uğursuz ışıldaklardan ve Türklerin genç güzel kızları nasıl kaçırdıklarından bahsediyor. Malvine Khancyan öfkeyle tekrarlıyor:

"İzmir’deki Avrupalı ve Amerikalı temsilciler, kadınların yardım isteklerini göz ardı ederek kayıtsızca geçti."

Ve birkaç gün acı çektikten sonra, Amerikan ciplerinin ekmek ve suyla gelmesi durumunda, Malvine kurbanların nasıl bağırdığını hatırlıyor:

“Ekmek istemiyoruz. Yardım edin! Bizi bu cehennemden kurtarın. ”

Vahan Arakelyan, altmış beş yıl boyunca hiç dinmeyen samimi bir öfke ile ifade ediyor:

“Bu Amerikalılar! Neden on binlerce kadına ve çocuğa yardım etmediler? Türkiye'deki vahşeti sona erdirmek için neden müdahale etmediler?"

1915 Sürgününden Kurtulanlar

Smirna Ermenileri ve çevresinde ki Manisa, Akhisar ve Kırkağaçgibi şehirlerde yaşayan ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında katliamlardan ve sürgünlerden kurtarıldı, ancak başka yerlerde neler olduğunu biliyorlardı.OnnikEminyan’ın hatırladıkları:

“Acımasızlıkları öğrendiğimizde küçük bir çocuktum. Ağabeyimin Türkçe dilinde nasıl şiir yazdığını hatırlıyorum, biz Ermenice okuma yazma bilmiyorduk. Şiire «Խիղճ» ("Vicdan") adı verildi ve Türklerin vicdanı olmadığı için Türk dilinin böyle bir kelimesi olmadığı anlamına geliyordu. Yozgat'taki akrabalarımız (Onnik'in ailesinin geldiği yer) Deir-ez-Zor'a sürüldü ve öldürüldü. Teyzem, yardım etmesi için babama fotoğraf yolladı. Babam para gönderdi ve teyzem oğluyla birlikte geldi. Geniş ailelerinde hayatta kalan tek kişi onlardı. Teyzemin görünüşü şok ediciydi ve hikayeleri korkunçtu. Teyzem bize, askerlerin Deyr ez-Zor'daki hayatta kalan sürgünleri büyük bir çukur etrafına nasıl sardıklarını, onları vurduklarını ve cesetleri bir çukura attıklarını anlattı.”

Demiryolu üzerindeki kasaba ve köylerdeki Ermeniler, Bandırma, Balıkesir ve Akhisar’dan yük vagonlarına sürülen ve çöle giden yolda geçen sürgüne şahit oldular.Vartanuş İskenderiye onları Eskişehir tren istasyonunda gördü ve onların üzgün yüzlerini hatırlıyor, “bize bakarken çıkardıkları hüzünlü sesler uzaktan yankılanıyordu":

«Պատմեցէք, պատմեցէ'ք բոլորին՛» - "Anlat! herkese kaderimizden, yaşadığımız dehşetten, bizim için olan korkunç ölümden bahset."

O zamanlar Vartanuş, Eskişehirli Ermenilerin de yakında kovulacağını bilmiyordu. Toplama kamplarında hayatta kalacağını ve nihayetinde yeni acımasızlıkları tekrar yaşamak için Smirna’ya ulaşacağını bilmiyordu.Vartanuş diyor ki: “Kendime, gördüğüm her şeyi anlatacağıma dair yemin ettim.” Ve o çok şey gördü. Onun görevi, dünyaya unutamadıklarını, iyi bir anne ve ev hanımının masum yaşamını değiştiren ve onu geçmişle çaresizce mücadele edip yas tutan bir kadına dönüştüren acılarıanlatmaktı. 

“Geceleri gördüğüm kabuslarla sıçrıyorum. Unutamıyorum.” Diyerek bağırıyor. Ve bu durum sıra dışı olamazdı. 

Bu tür felaketlerin görüntüleri sonsuza dek, kurtulanlarınbelleklerine herhangi bir anda hatırlayacakları şekilde yerleşiyor. Charlotte Delbo, acı verici bir deneyim sırasındaki ve normal hayata döndükten sonrakideneyiminin ayrımını açıklıyor. Kabuslar, bölünmenin tamamlanmasının ve eski benliğin bilinçli olarak, kabul edilen benliğe karşı zafer kazanmasının bir sonucudur:

“Bir rüyada, irade güçsüzdür. Bu rüyalarda kendimi tekrar görüyorum: Dayanamıyorum... Nüfuz eden soğuğu, kiri, acı ile çarpışmalarımı ve sadece orada hissettiğim acıyı bütün bunları fiziksel olarak tekrar hissediyorum, öldüğümü hissediyorum ve ben ölüyorum. Neyse ki çığlık atıyorum.Bir çığlık beni uyandırıyor ve bitkinlik içinde bir kabustan kaldırıyor, hiç bir sıkıntı veya duygu belirtisi göstermeden, sizinle, Auschwitz hakkında konuşabilen, kendim olabiliyorum.”

Vartanuş, duygularını Delbo gibi ince bir şekilde ifade edebilecek kadar iyi değildi, ancak bölünmüş “ben” hali, zor zamanlarının şahidi gibi sürekli varlığının bir hatırlatıcısı olarak ortaya çıkan, şimdiki zamanla geçmiş arasındaki acı dolu çatışmanın kanıtıdır.

Vartanuş Iskenderian gibi bazı kurtulanlar, her şey hakkında özgürce konuşabiliyorlar. Onları sorularla zorlamaya gerek yok. Onlar her ayrıntıyı sanki dün akşam yaşanmış gibi anlatabiliyorlar.

Hayk Messerlyan’ın hafızası, geçirdiği yolculuk gibi etkiliyor insanı. Ancak “yolculuk” böyle bir durum için uygun kelime midir?Afyonkarahisar, II. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin sınır dışı edildiği Smirna yakınlarındaki yerlerden biriydi. Hayk 12 yaşındayken, hükümetin Ermenilere gitmesini emrettiği günü hatırlıyor. Kilise çanları çaldığında, ileride bekleyen tehlikeli ve belirsiz bir yolculuğa cesaret toplamak için kilisede toplandılar. 

Messerlyan ailesi, başlarda yetmiş dokuz üyeyi bir arada tuttu, ancak bu uzun sürmedi. Cinayet, açlık ve hastalık birçok insanın canını aldı.Hayk, Hayk’ın anne babası ve kardeşi hayatta kalan tek kişilerdi. Yolculuk onları Afyonkarahisar'dan Konya'ya ve Tarsus'a, daha sonra Pozantı dağlarından Katma, Şam'a, sonra çöldeki Arap yerleşimine, ardından Şam'a, sonra da Beyrut'a ve Mersin'e götürdü. Sonra da tekrar Afyonkarahisar’a. İngiliz silahlı kuvvetlerinin koruması altında harap bir hayatın kalıntılarını restore etmeye gelmişlerdi, ancak Türklerin korkusundan dolayı İngilizler Konstantinopolis'e geri çekildiklerinde tekrar kaçmak zorunda kaldılar. Yunan ordusunun işgali altına girdiğinde tekrar Afyonkarahisar'a döndü, ancak Yunan ordusu geri çekilmeye başladığı için kısa bir süre orada kaldı. Türkler yürüyorlardı, bu yüzden Ermeniler Smirna’ya ulaşıp orada başka bir sonuç alabilmek için dağ geçitlerinden geçtiler.

Harutyun Bzdigyan'ınaçıklamaları yerlerin, insanların ve olayların ayrıntılı bir tanımını sunar. Harutyun’un memleketi olan Nazilli, Smirna’dan uzak değildir. Nazilli Ermenileri, birinci Dünya Savaşı sırasında sürgüne gönderildi. Harutyun, o günün Perşembe olduğunu ve babasının onu türk mahallesinde bulunan pazardaki dükkanına götürdüğünü hatırlıyor. Birden askerler pazara baskın düzenledi ve tüm Ermeni erkeklerini tutukladı. Sonra kadınlar, çocuklar ve yaşlı adamlar zorunlu bir yürüyüşe gönderildi.

Harutyun'un uzun sürecek sıkıntılı zamanları, orada babasıyla birlikteyken, yürüyerek ya da açık arabalarda yaz sıcağında ve soğuk kış havalarında başladı. Doğuya giden sonsuz yol onları Denizli’den, Ayerbera, Uşak, Şarkikaraağaç, Sivrihisar, Ereğli ve Anadolu'nun derinliğine doğru giden bu sürgün yolu onları Aksaray’a kadar götürmüştür. 

Yol boyunca bir yerde, baba ve oğul ailenin geri kalanını buldu. İki Ermeni Türk kadını, Aksaray'da sığınmaları için yardım ettiler ve aile, 1928 yılına kadar orada kaldı. Harutyun, sürgün  başladığında sadece sekiz yaşındaydı, ancak her yerin hatırası, yerel özellikler, diğer sürgünlerin isimleri, onlara yardım eden Türklerin isimleri ve tanıştığı Türkleşmiş Ermeniler onun hafızasına derin yer edinmişti.Harutyun onlardan bahsediyor, herkes soru soruyor, isimlerini ve kimliklerini gizlice koruyan bu Ermenilere ne olduğunu, onları bekleyen kaderi, onlardan sonra doğan kuşağa ne olduğunu merak ediyor.

Kaynak: Rubina Peeromian

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Hristiyan Persler: Tarih ve Günümüz

Suriyelilerin Yoğun olarak Yaşadığı Yer: Mersin

El değmeyen bağlama gerçek duyguyu veremez

Trabzon’dan Ararat’a