Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Güney Kore’den Mersin’e

Güney Kore’den Mersin’e

Mersin’de o kadar çok farklı ırktan insan yaşıyor ki, bir Güney Koreliyi bile görebilirsiniz bu şehirde.

Kendisini Türkiye’de, Koreli Zeynep olarak ifade eden, Güney Koreli bir kadının Güney Kore’den İran’a, İran’dan Türkiye’nin Mersin iline olan macerasını anlatacağım sizlere.

Zeynep ile tanışmamış tamamen tesadüf üzerine oldu. Kitap fuarında çalıştığım bir dönemde kızı ile standıma gelmişti. Mersin’de ilk defa Koreli insanlar görmüştüm ve hemen tanışıp sohbet etmek istedim. Daha sonra telefon numaralarımızı aldık ve sık sık görüşerek arkadaşlığımızı pekiştirdik.

Kendisinin Güney Kore’den İran’a, İran’dan Türkiye’ye olan hayatı bana hep ilginç gelmişti. Cesareti ve yüreği insan sevgisi ile dolu olan bu kadını gelin ondan dinleyelim.

Güney Kore’de nasıl bir hayatın vardı?

Normal bir hayatım vardı. Ailem ile birlikte yaşıyordum. Orta gelirli bir Hristiyan aileye sahiptim. Hristiyanların arasında yaşıyordum ama onlar gibi inançlı değildim o zamanlar. Bu yüzden kendimi huzurlu hissetmiyordum. Yakın arkadaşlarım vardı, güzel zaman geçiriyorduk onlarla ama onların yanında kendimi küçük hissediyordum.

Tanrıya hep evren madem bu kadar güzel ve büyük neden beni küçük Güney Kore’de yaşattın ve beni neden güzel yaratmadın diye soruyordum o zamanlar. Soruyordum ama cevabı verecek kimseyi bulamıyordum. Bende o dönemlerde kitap okumaya başladım. Çok seviyordum kitap okumayı kadınlarla ilgili ve dünya ile ilgili kitaplar okumaya çalışıyordum.

Babam iyi bir adamdı ama ikiyüzlü biri olarak görüyordum onu. Her Pazar kiliseye gidip dua ediyordu ama evinde bize karşı hiç iyi davranmıyordu. Bana karşı çok sert değildi ama abilerime karşı çok sertti. Bu yüzden, büyük erkeklerden nefret etmeye başlamıştım.  Genel olarak erkeklerin kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı baskıyı hep sorguluyordum.

Güney Kore’de kadınların yaşadığı sıkıntılar nelerdir?

Ben yaklaşık on yıldır Kore’de değilim o yüzden on yıl öncesine göre değerlendireceğim.Güney Kore’nin yaklaşık %20 si Budist ve %20 si ise Hristiyan’dır . Budizm’de şöyle bir inanç vardır: Anne baba öldüğü zaman ruhu dünyada kalıyor ve çocuklarına, sevdiklerine geri dönüyor. Bu yüzden çocuklar bu ölüm yıl dönümlerinde ölen kişinin sevdiği yemekleri hazırlıyorlar. Yemek masasının hazırlandığı zaman sadece erkekler içeride olabilir, kızlar ise dışarıda beklemelidir. Bu yüzden herkes eğer ben ölürsem masamı kim hazırlayacak diye düşünüp, erkek çocuk yapmak için uğraşıyorlardı. Erkeğe çok değer veriliyordu ve erkek çocuğu olmayanlar çok üzülüyorlardı.

Eğitimde kadın ve erkeğe eşit haklar veriliyordu belki ama aynı eşitlik iş hayatında geçerli değildi. Kadın ve erkek aynı puana sahip diyelim. Müdür kesin erkek olur ve işlere öncelikli erkekler yerleştirilir. Kadınlar için çok iş imkanıda yoktu bence. Yani bir kadını doktor ve avukat olarak görmek mümkün belki ama yöneticilik  ve memurluk gibi mesleklerde erkekler çok daha fazla yer alıyor.

Sen ne iş yapıyordun?

Ben öğretmenlik okudum. Bir ana okulunda öğretmen olarak on iki yıl çalıştım. Ergenlik dönemimde kendimi bir karanlığın içinde hissediyordum. İman etmeye başladıktan sonra kendimi sevmeye başladım ve huzuru o zaman keşfettim Bu yüzden ergen yaşlardaki öğrenciler ile bir araya gelip onlara yardımcı olmaya çalışıyordum. Kendilerini daha iyi hissetsinler diye tatil zamanları, çok zengin olamayan ülkelere geziye çıkıyorduk öğrencilerim ile. Bayağı bir ülke gezdik onlarla ve bu gezilerimizin onların bakış açılarını değiştirdiğini gördüm. İki haftalık yurtdışı gezilerinden sonra öğrencilerimdeki İngilizce öğrenme isteği, üniversite okuma isteği ve ders çalışma isteği artıyordu.

İran’a gitmeye nasıl karar verdin?

Tatil için nereye gideyim diye düşünürken kutsal kitabı açıp okudum.  Kutsal Kitapda Kroş diye bir peygamber dikkatimi çekti. Daha sonra araştırdığım zaman Kroş’un eski İran kralı olduğunu öğrendim. İran’ın adını öğrenince nasıl bir ülke olduğunu, orada kimlerin yaşadığını ve  orada nasıl bir hayat olduğunu merak etmeye başladım. Müslüman ve kapalı bir ülke olduğunu öğrendim ama gene de İran’ı görme isteğini kalbimden atamadım. O zamanlar otuz yaşındaydım ve tanrımız bu kadar güzel bir dünya yaratmış ve onun yarattığı bu dünyada her yer güzeldir diye düşünüyordum ve gezmek istiyordum.

İran’a gitme fikrime annem karşı çıkıyordu, çok tehlikeli bir ülke olduğunu ve gitmemem gerektiğini söylüyordu. Bir gün anneme bir İran filmi izlettim. İki küçük kardeşin hayatının anlatıldığı bir filmdi. Annem o filmi izleyince çok etkilendi ve oranın da güzel olabileceğine ve orada da bizim gibi insanların olduğunu söyleyip, ikna olup gitmeme izin verdi.

İnternette Tahran’da üniversite okuyan biriyle tanıştım ve ona İran’a gelip orada kalabilmek için ne yapmam gerekiyor diye sordum, o da Üniversiteye yazı yazmam gerektiğini söyledi. Onun yardımı ile üniversiteye yazı yazdık ve üniversite İran’a gelmeme ve  orada okumama izin verdi.

İran maceran nasıl geçti?

İran benim içimde bir tutkuya dönüşmüştü. Şuan düşünüyorum ve tek başıma hiç bir şey bilmeden İngilizce bile bilmeden (çok az biliyorum) İran’a gitme cesaretini nasıl göstermiştim? Bildiğim tek şey; İran’a gidip orada olmak ve orayı görmekti.

İran’a gittiğimde ise bir karanlıkla karşılaştım. Her şey kapkaraydı sanki...

Ben İran’a giderken gideceğim yer hakkında çok az şey bildiğim için gidebildim. Eğer İran’ı daha iyi bilseydim gitmeye kalkmazdım diye düşünüyorum.

İran’a gittiğimin ertesi günü üniversitede farsça eğitimine başladım. Farsça benim için çok zor bir dildi. Alfabesi Arapçaya benziyordu, grameri çok farklıydı. Bu yüzden Farsçayı öğrenirken çok zorlandım. Buraya gelebilmek için büyük bir cesaret gösterdim, annemi ikna edebilmek için çok uğraştım. Kısacası buraya gelmek için çok emek harcadım. Bu yüzden zorlanıyorum diye bırakıp gidemezdim. Kalıp devam etmek istedim.

1979’dan sonra İran şeriata geçmişti ve o günden beri gelişmemişti. Evlerini ziyaret ettiğim aileler 1979’dan önceki çekilen fotoğraflarını gösteriyorlardı bana. O zamanlarda kadınlar istediği gibi giyinebiliyorlarmış ama sonra bir anda şeriatla kapanmaya başladı. Kadınlar özgür hayatlarından bu hayatlarına geçtiği için üzülüyorlardı.

İran’da okul kadınlar için evlilikten kaçıştı. Kadınlar orada çok erken, 16- 17 yaşlarında evlendiriliyorlar. Evlenmek istemeyenler okuyorlar gerekirse ikinci kez okuyorlardı.

İran’da beğendiğim şey eğitimin ücretsiz olması ve üniversiteye girişin zor olmaması olmuştur. Bu sayede okumak isteyenler okuyabiliyorlar. Ama okulu bitirdikten sonra iş bulma konusunda çok fazla zorlanıyor insanlar.

Özellikle kadınların çalışabileceği alanlar çok fazla kısıtlı İran’da. Her şeyi nerdeyse erkekler yapıyor. Yaşadığım süre boyunca kadın bir garsona, kadın bir işçiye nerdeyse hiç denk gelmedim.

Erkekler evlenmek için erken yaşta çalışmaya başlıyorlar İran’da. İş imkanı olmayan ve üniversite okuyan kadınlar, kendilerinden büyük ve iş hayatı aracılığı ile hayatı daha erken tanıma fırsatı bulan erkekler ile evlenince, ülkede boşanma oranları haliyle çok fazla oluyor.

Boşanmaların artmasının bir diğer nedeni de, erkeklerin birden çok kadınla evlenebilmesi. Bu yüzden evliliklerinde üzerine kuma getirilme tehlikesi olan kadın boşanabiliyor ve haliyle bu durum çocukların psikolojisini de olumsuz yönde etkiliyor.

İran’da insanlar çok fazla okuyor ve araştırıyor, özellikle kadınlar dış dünyanın nasıl olduğunun gayet farkındalar. İran’da uydu kullanmak yasak ama neredeyse tüm evlerde gizlice kurulan uydu sistemi var. Bu şekilde dünyayı bilen ve kendi hayatlarını gören kadınlar evlenmek istemiyorlar ve evlenenlerde kısa sürede boşanıyorlar.

Kore’de yaşarken kadınların haksızlığa uğradığını ve erkeklerin kadınlar üzerinde büyük bir baskı kurmuş olduğunu düşünürdüm. İran’da ki kadınların hayatlarını, içlerinde yaşamış olduğu karanlığı görünce, Kore’de yaşadığımız sorunların hiç bir şey olmadığını anladım. İranlı kadınlar için çok ağladım ve dua ettim.

Kadınlar o kadar baskı altındaydı ki düşünün bir kadın sokağa tek başına çıkamıyordu. Küçük erkek çocuklar ablalarını almak için okul çıkışlarına geliyorlardı. Küçücük dahi olsa bir erkeğin, kadının yanında olması yeterliydi ve bu durumu anlamakta, kabullenmekte gerçekten zorlanıyordum.

Bir kadın olarak İran’da ki baskıyı uçağınız havalimanına indiği zaman, kadınların başlarını örtmesi gerektiği anonsunu duyunca hissediyorsunuz ve ben nereye geldim diyorsunuz kendinize...

Evimin kapısını kapatıp sokağa çıktığım zaman, derin bir nefes alıyordum ve bugün başıma neler gelecek diye düşünüyordum. Çünkü sokakta tek başınıza giderken sözlü ve cinsel tacize uğramadığınız gün sizin şanslı gününüzdür. Tacize uğradığım zaman, çığlık atıyordum ve Kore’de tekvando öğrenmemenin pişmanlığını yaşıyordum. Tanrının beni tehlikelerden koruması için dua ediyordum. Kore’de yaşadığım süreçte, Tanrıya hiç bu kadar çok dua etmemiştim.

İran’da yaşamak senin için zordu ama gene de İran’da kalmayı tercih ettin, seni tutan şey neydi?

İnsanları... İnsanları çok sıcak kanlı, saygılı ve yardımseverler. Korece öğrenen öğrencilerim vardı.Onların yüreğinde ki güzelliği görüp tanıdıkça İran’a daha çok bağlandım, orada yaşadıkça daha çok sevdim orayı. İran’dan ayrıldıktan sonra, uzun bir süre İran’ı özledim ve oraya dönmek istedim.

Sen İran’da ne işle meşguldün?

Ben bir yıl üniversitede  dil eğitimi aldım. Daha sonra turizm işine başladım. Güney Kore’den gelecek olan turistlerin İran’a gelebilmelerini sağlıyordum ve İran’da onları gezdiriyordum.

Bizim Kutsal kitabımızda (Tevrat) yer alan önemli yerler bulunuyor İran’da, aynı zamanda Müslümanlar içinde kutsal ve önemli olan bir çok mekanı görmek için geliyordu turistler.

Beş yıl İran’da yaşadım ve turizm işi ile uğraştım. Her şey yolundaydı işimde ama daha sonra İran hükümeti bu işi yapmamıza izin vermedi. Nedeni ise yabancıları sevmiyorlardı , onların kapalı kültürüne bir tehdit olarak görüyorlardı yabancıları, bu yüzden vize verirken güçlük çıkarmaya başladılar.

İran’da yaşarken, Güney Kore’den gelen bir turist aracılığı ile eşimle tanıştım. Eşimde benim yanıma İran’a yerleşti ve ikimiz birlikte turizm işini yaptık, o zamanlar güney Kore’den bu işi yapan tek kişi bizdik İran’da. İşlerimiz güzel gidiyordu ve güzel gideceğini düşünüyorduk ta ki, İran hükümeti vize konusunda engeller çıkarana kadar.

 Türkiye’yi gitmeye nasıl karar verdiniz?

Güney Kore’ye dönersek ne yapacağımızı bilmiyorduk, eşimde bende eski işlerimize dönemezdik. İran’a gezmeye gelen turistler, sadece İran’ı gezip dönmüyorlardı Güney Kore’ye. İran, Türkiye, Yunanistan ve Avrupa’nın bir çok ülkesini gezip öyle tamamlıyorlardı tatillerini. Biz de eşimle turizm işimizi Türkiye’de devam ettirebilir miyiz diye düşündük. Daha önce ikimizde ziyaret etmiştik Türkiye’yi ve beğenmiştik. İşimizi Türkiye’de devam ettirebileceğimizi görünce, ikimizde Türkiye’de yaşamaya karar verdik.

Peki Mersin’de yaşamak nasıl geldi aklınıza?

İlk İstanbul’a gittik. İstanbul çok kalabalık, pahalı ve zor bir şehir bana göre. Sevemedim İstanbul’u bu yüzden. İşimiz gereği, sürekli İstanbul’da kalmamız gerekmiyordu, sadece turist kafilesi geldiği zaman eşimin İstanbul’da bulunmasının  yeterli olacağını düşündük. Turist kafilesi de belli dönemlerde geliyordu.

Adana’da yaşayan bir arkadaşım, bize Mersin’den bahsetti. Mersin’de denizin olması, liman şehri olması ve Hristiyanlar için kutsal olarak geçen Tarsus ilçesinin burada bulunması bu şehre karşı bizde bir sempati uyandırdı. Sakin ve güzel bir şehir olduğunu görünce Mersin’de yaşamaya karar verdik.

Türkiye’yi nasıl buluyorsun?

Ben Türkiye’ye ilk defa, 2002 yılında gelmiştim. O zamanlar Türkiye’de bir çok şehri gezdim. Türkiye Müslüman bir ülke ama insanlar açık ve bir çok Müslüman ülkeye göre gayet rahat yaşıyorlar bence. Türkiye’de yaşadığım süreçte bir kere bile yolda tacize uğramadım.

Türkiye’de ki insanlar, İran’da ki insanlar gibi sıcak kanlılar ve yardımseverler. Bunun yanında burada İran’da ki gibi bir baskı hissetmememiz, Türkiye’de hayatımızı devam ettirme isteğimizi arttırdı.

Türkçeyi nasıl öğrendin, zorlandın mı?

Farsçayı öğrenirken çok zorlanmıştım çünkü Korece ile hiç alakası olmayan bir dildi. Türkçe ise öyle değil. Korece ve Türkçe dili aynı dil ailesi grubundan ve Türkçenin alfabesi Farsçaya göre daha kolaydı benim için. Farsça öğrenebilmek için iki yıl harcadım, Türkiye’de ise bir yılda Türkçeyi artık konuşabiliyordum.

Mersin’de ki hayatından biraz bahsedebilir misin?

Mersin’de bir resim atölyem var. Burada resimlerimi yapıyorum. Resim yapmayı ve Korece konuşmayı öğrenmek isteyen öğrencilerimle atölyede buluşup zaman geçiriyoruz. Pazar günleri dostlarımızı birlikte dua etmek için atölyeme davet ediyorum. Paskalya bayramı gibi bizim için özel günlerde komşularımız gelip bizi ziyaret ediyorlar, kutlamalarımıza katılıyorlar.

Mersin’de ki hayatımı seviyorum. Çünkü burada rahat bir şekilde yaşayabiliyorum. Burada insanlar hoşgörülü, sıcakkanlı ve yardımseverler. Mersin’in sevmediğim tek özelliği yazları aşırı sıcak olması, bu duruma da alışmaktan başka şansımız yoktu.

On yaşında bir kızın var, ondan ve onun Türkiye’de aldığı eğitimden biraz bahsedebilir misin?

Kızım İran’da dünyaya geldi. Bir yaşına girdikten kısa bir süre sonra Türkiye’ye gelip yerleştik. Eşim ve ben Güney Kore’nin farklı bölgelerindeniz ve ikimiz Korece’yi farklı şive ile konuşuyoruz. Kızımıza dilimizi nasıl öğretmemiz gerekiyor diye düşündük ve doğru olan başkent şivesini öğretmeye karar verdik.

Kızım Korece dilini ve Türkçe dilini biliyor ve iki dili de iyi bir şekilde konuşabiliyor. Kore’ ye gittiğimiz zaman Türkiye’yi özlemeye başlıyor. Buradaki hayatını ve arkadaşlarını çok seviyor. Aynı zamanda başarılı bir öğrenci.

Türkiye’de ki eğitimi Kore ile karşılaştırdığım zaman, çok da kötü bulmuyorum. Fena değil ama daha da iyi olabilir eğitim. Kore’de ki eğitim daha sıkı, daha disiplinli bana göre. Bu konuda kızım şanslı görüyor tabi kendisini. Kore’de öğrenciler okuldan sonra iki üç tane özel kursa gidiyorlar ve bu öğrenciler için çok yorucu oluyor. Burada ise okuldan sonra eve geliyor kızım, ödevlerini yapıp sonra arkadaşları ile vakit geçiriyor.

Peki birazda yemekler hakkında konuşalım, İran ve Türkiye mutfağını nasıl buluyorsun?

Ben çok yemek seçen biri olmadığım için her yemeği yiyebiliyorum ama İran’ mutfağı, Türkiye ile karşılaştırdığım zaman biraz ağır geliyordu bana. Türk yemeklerini çok seviyoruz. Tantuni ve lahmacun kızımın en sevdiği yemektir.

Son olarak Güney Kore’yi, İran’ı ve Türkiye’yi karşılaştırmanı istesem neler söylersin?

Güney Kore gelişmiş bir ülke, insanları çok sakin. İnsanlar başkalarını rahatsız etmemek için kendi aileleri ile kendi hayatlarını yaşıyorlar. İran’lı insanları derin buluyorum, oturup bir şeyi araştıran , inceleyen ve düşünen. Sanat konusunda da İranlıları çok başarılı buluyorum. Özellikle minyatürde ve resimde. İran’da  insanların içinde bir ateş var çok güzel bir ateş ama bu ateşi kapalı toplumda giderecekleri bir alan yok. İnsanların hareket alanları çok sınırlı. Türkiye’yi bu iki ülkenin arasında görüyorum. Türkiye’de ki insanlar çok hareketli. Türkiye’de her yaştan insan, kadın ve erkek birlikte aynı dansı edebiliyorlar. Türkiye’yi seviyorum ve hayatıma burada devam etmek istiyorum.

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Taniel Varujan'ın aşk hikayesi

İstanbul'un Gözü Kapalı

Bir Ermeni, Pers devriminin lideri oldu: Yeprem Han