Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
El değmeyen bağlama gerçek duyguyu veremez
Kültür

El değmeyen bağlama gerçek duyguyu veremez

Hastane Caddesi’nin o yoğun kalabalığından Yağmur Müzik Evi’nin bulunduğu ara sokağa saptığınızda bambaşka bir yere varmış gibi hissediyorsunuz. Özellikle yağmurlu günlerde caddenin aksine sokağın inanılmaz sessiz oluşu ve atölyenin bulunduğu binanın tarihi olması çok başka duygular yaşatıyor insana. Çok uzun yıllardan beri müziğe ev sahipliği yapmış bu eski evin merdivenlerinden çıkar çıkmaz farklı bir atmosferin içine girmiş oluyorsunuz zaten. Geleceğimden haberi olmayan Kazım Danyeli’yi yeni bir bağlamanın üzerinde çalışırken buluyorum. Emekçi ellerini uzatıp, sıcak bir gülümsemeyle karşılıyor misafirini. Hem satış işlerinin gerçekleştiği hem de bağlama üretilen bu atölye, insanda bir atölyeden çok daha fazlası olduğu hissiyatı uyandırıyor. İkram ettiği çayları karşılıklı yudumlamak, röportaj için değil de sohbet etmeye gitmişim gibi bir his yaratıyor bende.

Yaptığı işi ne kadar sevdiğiyle başlıyor sohbete Kazım Usta. “Bir bağlamayı bitirip, akordunu yaptıktan sonra duyduğum tınının bana verdiği zevk çok başka bir şey. O nedenle hangi iş olursa olsun severek yapmak çok önemli. Severek yapılan bir iş sizi başarısızlığa uğratmaz. Öte yandan kendi ellerimle bir şeyler üretmek çok özel bir duygu. Bu sadece bana mutluluk katan bir durum değil. Aynı şey bağlama için de geçerli. Bir bağlamaya ruh katan, hayat veren insan elinin değmesi, el emeğinin bir ürünü olmasıdır” diyor. 

Kazım Usta bu işe nasıl başladığını anlattığında biraz şaşırıyorum. Çünkü, genelde bu tarz el emeğine dayanan mesleklerde kişi çok küçük yaşlardan başlayarak işi öğreniyor. Aslında 35 yaşından sonra bağlama yapmayı öğrenip bu seviyelere gelmiş olması, bu işte ne kadar yetenekli ve gerçek bir usta olduğunu kanıtlar nitelikte.

 “Bu işe bazı ustalar gibi çocukluktan başlamadım ben. 35 yaşından sonra bağlama yapmaya kardeşimin yönlendirmesiyle başladım. Kardeşim, İbrahim Usta ile birlikte bu işi yapıyordu. Eleman ihtiyaçları vardı. El becerimin olduğunu düşündükleri için bana teklif ettiler. Elim bu tarz işlere yatkındır ama ben o zamanlar tel takmayı bile bilmiyordum. Onları izleyerek işi öğrenmeye çalıştım. Üzerinde düşünüp, çalışıp, ayrıntılı incelemesini yaparak bu süreçlere geldim. Yaklaşık 20 yıldır da severek bağlama üretiyorum.” diyor. 

 Bu işte kendine sınır koymadığını söyleyen Usta “Sürekli nasıl bir şey yaparsam bağlamanın sesi daha iyi çıkar veya bağlamayı alacak olan şahsın nasıl hoşuna gider diye yeni arayışlar içerisindeyim. Örneğin bağlamada ses deliği dediğimiz, açınıp kapanan kapak şeklinde kısım vardır. Ben, en son yaptığım bağlamada ses deliğini kapak şeklinde değil de kıvrımlı oymalar halinde yaptım. Hem sesi daha güzel iletsin hem de estetik açıdan daha hoş bir görüntü olsun diye yeni bir şey denedim. Bir sonraki bağlama bir öncekini geçmezse ben burada ekmek yiyemem. Hele hele fabrikasyona karşı hiç direnemem.” diyerek bir işte kendini yeterli görmeyip, üzerine sürekli bir şeyler koymanın önemine vurgu yapıyor. 

 Ayrıca müşterinin isteklerine de çok önem verdiğini şu sözlerle ifade ediyor: “ Sonuçta bu işi yapmakta zevk almak yeterli değil. Müşterinin isteklerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gelen kişi kendi sesine uygun tekne ölçüsü isteyebiliyor. Müşterinin verdiği ölçülere ve istediği özelliklere uygun şekilde yapmaya özen gösteriyorum. Atölyede bulunan herhangi bir bağlamayı kişinin sesine uygun değilse vermiyorum. Şahsa özel ürünler yapıyorum. Bir de bazen küçük sorunları olan bağlamaları müşteriye vermeyi tercih etmiyorum. Düzeltebiliyorsam düzeltiyorum ama ne kadar uğraşsam da istediğim sesi alamadığım zaman onu bırakıp, yeni bir tane yapmaya başlıyorum. 

Ortalama bir bağlama yapmanın ne kadar sürdüğünü merak edip, soruyorum: “Bir bağlama üzerinde akşama kadar durmuyorum. Örneğin sadece kapağını yapıştırıp veya sap kısmını takıyorsam tutkalı bekletmek zorunda kalıyorum. 1-2 gün bekledikten sonra kapak kısmına geçiyorum. Genelde grup grup yapıyorum. 2 bağlama, 5 bağlama, 10 bağlama diye gidebiliyorum. Bu da ortalama 2 günde 1 bağlamaya denk geliyor.” 10 tane yapmaya başladığında 15-20 günde bağlamaya son halini vermiş olduğunu söylüyor. 

 Güzel tınıların, eşsiz ezgilerin bestelendiği bağlamalara hemen hemen her türlü ağacın hayat verebileceğini söyleyen Ustamız “Fakat bazı teknik noktalar nedeniyle özellikle tercih ettiğim ağaç türleri var. Bağlamanın her bir kısmını farklı ağaçlarla yapıyorum. Kapak kısmını Ladin dediğimiz bir ağaç türü ile yapıyorum. Tekne kısmı ise aklınıza gelebilecek her türlü ağaçtan yapabilirim ama Kavak, Çam, Selvi gibi ağaçları tercih etmiyoruz. Çünkü bunlar yumuşak dokulu oldukları için sağlamlık açısından pek sağlıklı bir sonuç vermez. Öte yandan doğru sesi de vermez. Sap kısmında ise Gürgen ağacını kullanıyorum. Bunun beyazı, Kara Gürgen dediğimiz çeşidi de var. Tercihe göre bu türleri kullanıyorum.” diye ekliyor. 

 Bu işi Kazım Usta dışında yapan 30-35 kişinin olduğunu öğreniyorum. Ama birebir, aynı şeyleri yapmadıklarını söylüyor. “Bunlardan bir kısmı alım satım yapıyor. İstanbul, İzmir, Ankara gibi yerlerden malzemeleri düşük maliyetle toptan alıp yapıyorlar bu işi. Ama bu ürünler kullanıldıktan kısa bir süre sonra çeşitli kısımlarında sorun yaratıyor kaliteli malzemelerden yapılmadığı için. Ama biz kendi ürünlerimiz için garanti veriyoruz. Teknik anlamda herhangi bir problem olursa değişim de dahil düzeltip veriyoruz tekrar.”diyor. 

Öte yandan yaptığı bağlamanın kalite derecesine çok önem verdiğini de ekliyor. Bu güne kadar kendinden kaynaklanan bir sorun nedeniyle şikayet gelmediğini söyleyen Usta, şikayetin olabileceğini, bunun çok doğal olduğunu ancak kendi bağlamalarından alan kişilerin tamamının memnun kaldığını, kendisine hiç şikayet gelmediğini, diğer bağlamalarla kıyas yapıldığında daha çok tercih edildiğini ifade etti. 

 Atölyede sadece bağlamaların olduğunu görmeme rağmen başka enstrüman yapıp yapmadıklarını merak edip, yine de soruyorum. “Yine halk kültürünü yansıtan bir enstrüman olan Kabak Kemanı yapıyorum ama bu çalgıyı kullanan fazla kimse olmadığı için tek tük yapıyorum diyebilirim. Onun dışında keman, gitar ve başka enstrümanların tamirini yapıyorum ama imalatını yapamıyorum.” deyince bunun bir sebebi olup olmadığını soruyorum. “İstersem bağlama dışında başka enstrümanlar da yaparım ama atıyorum bir el yapımı gitarın fiyat oranı çok yüksek olacağından dolayı ben en az 2 bin-3 bine satmalıyım ki beni kurtarsın. Bu fiyata da kimsenin almayacağını varsaydığım için farklı enstrüman yapmıyorum. Öte yandan benim müşteri kitlem de halk müziği seven bir kesim olduğu için başka bir çalgı aleti yapmam gerekmiyor. “ diyor. 

“Peki acaba bağlama ustası yetişiyor mu? Gençlerden bu mesleğe rağbet var mı?”diye sorduğumda bu işi öğrenmek isteyenlerin olduğunu, hatta yanında daha önce çırak olarak çalışan 3 arkadaş olduğunu söylüyor. “Onlar bu işi yapmayı sürdürmediler, bir şekilde başka işlere yöneldiler fakat atölyede öğrendikleri yanlarına kar kalmış oldu.”diyerek, bu kişilerin istedikleri vakit bir bağlama atölyesi açacak kadar çok şey öğrendiklerini de ekliyor. Çin’in her şeyde olduğu gibi bağlama yapımına da el attığını anlatıyor. “Polyester dediğimiz plastik bir malzemeyi kalıplara koyup denemişler. Tekne ile sap kısmının birleşik olduğu bir kalıba koyup çıkarmışlar. Ama kullanan insanlar olumsuz anlamda bunun alıştığımız bağlamalar gibi olmadığını ifade ediyorlar. Bağlamayı yapmayı denediler ama dünya enstrümanı olmadığı için satabilecekleri çok geniş bir pazar da yok. Yine buna en uygun yer Türkiye'dir. Fakat Türkiye'de Çin yapımı bağlamanın tercih edileceğini düşünmüyorum.” 

Bağlamanın sürekli tüketilen bir ürün olmaması sebebiyle satışların nasıl olduğunu, bir düşüş yaşayıp yaşamadığını sorduğumda “Bağlama ne ekmek, ne yiyecek ne de giyecek gibi bir şey.”diyor. “Bir bağlama alan kişi en kötü ihtimal, tamir de dahil olmak üzere 20-30 yıl kullanabiliyor. Sürekli tüketilen bir ürün olmadığı için satışlar çok yoğun olmuyor ama aşağı yukarı her yıl ortalama satış miktarına ulaşabiliyoruz. Kalite açısından da titiz olduğum için tercih benim ürünlerimden yana oluyor. Şehir dışında, bağlama yapımına şahit olduğum yerler oldu. Özellikle merak edip, kendime yeni bir şeyler katabilir miyim diye araştırırım. Övmek için söylemiyorum bunu, benden daha iyi bağlama yapanı görmedim. İlla ki vardır, el elden üstündür sonuçta ama ben denk gelmedim. Bu işte iyi olup, kaliteden yana tavır göstermem sonucunda tercih ediliyorum sanırım. Reklam yapmama gerek kalmıyor çünkü yaptığım bağlamalar kendi reklamını yapmış oluyor.” diyor. 

Günümüzde müzik anlayışının değişmesi bağlamaya olan ilgiyi etkiledi mi acaba diye sorduğumda ustamızın verdiği cevap beni mutlu ediyor. “Bağlamayı Türkiye kültürünün bir parçası olarak değerlendirdiğimizde bu ilginin olumsuz yönde etkilenmediğini söyleyebilirim. Bunda ailelerin çocuklarını bağlamaya yönlendirmesinin de payı var. Okul çağına gelmiş çocukların herhangi bir enstrüman öğrenmelerinin zeka seviyelerindeki etkisi nedeniyle de bağlama tercih ediliyor. Ayrıca halk müziğini seven, çocuğuna aşılayan veya kendisi zamanında çalmayı öğrenemediği için çocuğunu buna yönlendiren aileler de var. Mersin’de bağlama imalatçılarının artması da bu müzik anlayışının halk kültürünü, bununla paralel olarak bağlamaya olan ilginin de düşmediğini tam tersine, arttığını gösteriyor.” 

Bu işe başladığından beri yerinin hiç değişmediğini söyleyen Kazım Usta “Hep bu atöldeyim. Bazı arkadaşlar yeni bir yere taşınmamı öneriyorlar ara sıra. İşlek bir yerde, satış merkezi niteliğinde bir yeri kastediyorlar. Satış oranı düşük ve kira fiyatları yüksek olduğu için bu pek mümkün görünmüyor. Bunun olması için, en azından günlük 500-600 dolaylarında kaliteli bir bağlamaya el emeğimizi, malzeme giderlerimizi, karımızı da eklersek yüksek fiyatlı bağlama satmamız gerekecek. Ama insanların kazançlarını göz önünde bulundurduğumuz vakit bunun gerçekleşmesi pek olası değil. Öte yandan müşteri, bağlama almaya geldiği zaman işin yapım süreciyle karşılaşmayı seviyor. Bağlamanın yapım aşamasına koklayarak, seyrederek şahit olmak hoşlarına gidiyor. Gelip oturuyorlar. Beraber bağlama, müzik üzerine sohbetler ediyoruz. Hem de bağlama tekniğine dair bir şeyler öğreniyorlar. Sorular soruyorlar, karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak birbirimize bir sürü şey katıyoruz. “diyerek sohbetimize son veriyor. 

 Son olarak, bağlama alınmasa bile müziğe gönül vermiş, güzel yürekli dostlara kapısının her daim açık olduğunu söylüyor Kazım Usta...  

Yorumlar

Sonra ne okumalı

Bir kültür mirası: Kuş dili

Güney Kore’den Mersin’e

MOR PAZARLAR – KİHEP