Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Trabzon’dan Ararat’a
Bellek

Trabzon’dan Ararat’a

Kapak resmi: Yüzü, hristiyan olmayanlar tarafından yok edilen Trabzon Sümela Manastırı'nda ki Meryem Ana resmi  /  jo.bloor

Ermeni halkının ünlü yazarlarından ve edebiyatçılarından  Levon Zaven Sürmelyan, 1907 yılında Trabzon’da doğdu. Soykırım sırasında ailesini kaybetti ve kaderi onu Erivan, Nor Baiazet, Karakilis (Vanadzor), Batum, Yeysk, Krasnodar, Rostov, Kostantinopolis ve ardından ABD’ye sürdü. 1924’te 14 yaşında “Luys zvart” (Hayat Veren Işık) adlı şiir kitabını yayımladı. Ona uluslararası şanı getiren İngilizce dilinde yazdığı otobiyografik romanı “Size hitap ediyorum, bayanlar ve baylar” (1945) daha sonra birçok dile çevrildi ve 1980’de ermenice olarak Erivan’da yayınlandı. Ermeni destanı “David Susansky” ve birçok Ermeni halk masalını ingilizceye çevirdi. Amerikan dergisi olan “Holiday” dergisinde yayınlanan Levon Zaven Sülmenyan’ın “Ermenistan” adlı makalesinden bazı alıntıların çevirilerini okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz. Yazar, 1995 yılında Los Angeles’de ölmüştür.

Trabzon’dan Ararat’a

Babamın eczanesi, Trabzon’un merkezindeki ana ticaret sokağında bulunuyordu.Geniş bir tabela üzerindeki altın harflerle Fransızca, Türkçe, Ermenice ve Yunanca "İlaç merkezi"yazıyordu. Eczanede, mükemmel ilaçlar reçete ile hazırlanırdı. Babam, modern Amerikan eczanelerini görseydi baya şaşırırdı. Eczanenin arka tarafında Doktor Andreas Metehas’ın odasında, çok uzaklardan eşek üzerinde ya da yürüyerek gelen hastalar uyurdu.

Akşam babam eve döndüğünde herkes, türk sitili mobilyalarla döşenmiş oturma odasında toplandı, duvarda bir İtalya haritası ve yazı tahtası asılıydı. Haritaları severdi.Babam siyah ayakkabılarını çıkarttı ve ayak ayak üstüne atıp, sobanın yanında küçük bir kanepeye oturdu.

Viktoria, hizmetçimiz çok güzel bir kızdır, dokuz yaşındayken evimize geldi. Aile geleneklerimizden biri olan gümüş tepside sağlık için içtiğimiz alkolü getiriyor. Babam gümüş kadehine biraz vodka koyuyor ve biraz su ekliyor. Sonra hepimiz şöyle diyoruz: “Sağlığına”. Sonra ağzını peçeteyle siliyor, gürültülü bir şekilde içiyor, havyar ya da bir parça Roquefort peyniri ya da marine edilmiş yeşillikleri ısırıyor ya da taze istiridyeyi yutarak limon suyuyla sulandırıyor.

Trabzon panoroması

“Ben bir lordum, lordum” diye haykırıyor babam, ingilizce anlamıyla  bu kelime iyi bir yaşamın kısa bir tanımını ve iç huzuru birleştiriyor. Karısı ve dört çocuğuyla konuşuyor. Bir erkek daha ne ister? Annem, babamdan 13 yaş küçüktü ve ondan daha uzundu. O bir “Çerkez Prenses”e benziyordu. Beyaz bir tene ve ensesinde topladığı açık renk uzun saçlara sahipti, babam ise esmerdi. Ailemin anlatışına göre, 19 yaşındayken annem o kadar güzelmişki Venedik’den ya da Polis’den Trabzon’a sürgün edilen Viyanalı rütbeli bir prens onunla evlenmek istemiş. Annem, zengin bir tüccarın kızıydı. Babası türk yöneticileriyle tavla oynardı ve aynı zamanda ermeni toplumunun lider isimlerindendi. Daha sonra babası, Sultan Abdülhamit’in ermeni “ayaklanmasını” bastırmak için verdiği emirle, Trabzon merkez meydanında vuruldu.

Trabzon kadınları, Orta Çağ’da güzellikleriyle ünlüydüler ve şehrin en büyük değerlerindendi. Burada hem Batı hem Doğu hükümdarları eş arıyorlardı: Burgonya dükleri, Polonyalı imparatorlar, Türkmen liderleri ve Gürcü kralları kendilerine eş bulmaları için elçilerini Trabzon’a gönderirdi. Şehirde toplulukları olan ve Karadeniz ticaretinde önemli bir rol oynayan Cenevre ve Venedik tüccarları, Trabzon kadınlarının güzelliğinin tüm dünyaya yayılmasını sağladılar ve bu güzellik Fransız trubadurlarının (ozan) yaratıcılığı için  önemli bir ilham kaynağı oldu.

Trabzonlu Ermeniler

Bizim mutfağımız Avrupa sitili ile döşenmişti. Ekmeklerimizi nar gibi kızarana kadar ısıttığımız bakır bir ocak bulunuyordu. Duvarda bir Yunanistan haritası vardı. Akşam yemeğinden sonra çay içtik. Bir saat sonra oturma odasına döndük. Babam sobanın yanında ayak ayak üstüne atıp, öfkeli devrimcilerimizin karşı olduğu, muhafazakar bir gazete olan “Buzondion”u okudu.

Hayal kırıklığına uğramış bir öğretmen olan babam, matematiğin tüm bilimlerin kaynağı olduğuna inanıyordu. İyi eğitim için iki şey daha gereklidir: yunan dili ve müzik. Kız kardeşim Nuard, yunan okuluna gönderildi ve bu şekilde okullarıyla övünen ermeni toplumuna saygısızlık yapılmış olundu. Erkek kardeşim Onnik ise yunan dilinde özel dersler aldı. Nuard piyano çalıyordu, Onniik ise keman. Ben daha çok küçüktüm.

Akşamları babam keman çalarak ve kilise şarkıları söyleyerek bizi eğlendirirdi. O her zaman ayağa kalkar, ayaklarıyla ya da elleriyle şarkıya ritim tutup bizimde eşlik ettiğimiz şarkıları söylerdi. Misafir geldiği zaman ki genelde çok sık misafirimiz gelirdi, fransız sitiliyle döşeli ve Paris’ten gelen porselenlerin bulunduğu salonda bir müzik programı başlardı. Onnik’in keman çalması, Nuard’ın ise piyanoyla ona eşlik etmesi gerekirdi. Ben ise masada oturup yüksek sesle şiir okurdum. Bundan sonrada kadınlar yemek odasına gider, erkeklerde kart oyunu oynamaya başlayabilirlerdi.

Özel bayramlarda babam bir Avrupa orkestrası davet eder, konuklar vals ve kadril danslarını edip, birkaç sandık şarap içerlerdi. Paskalya, bizim en büyük bayramımızdır. Okullar iki haftalığına kapanırdı. Kutsal hafta, ev temizliği ile başlardı. Annem, paskalya pazar gününe özel bayram yemeği yapardı.

Büyük perşembe günü, annemiz bizi bir zamanlar Bizans kilisesi olan ve kafirler için hamam haline getirilen “Gavur Hamamı”na götürürdü. Aynı gün, hamamın ardından psikosun benimki de dahil 12 öğrencinin ayaklarını yıkadığı kiliseye giderdik. Bu çok dokunaklı dini ayin, Mesih’in öğrencilerinin (havarilerinin) ayaklarını yıkadığı örneği sembolize eder. Bu bittikten sonra, kadifeye yerleştirilen piskopos haçını ve gümüş kaplı değerli taşlarla süslenmiş incili öperiz. Ben sekiz yaşındayken, şaşırıp utanmıştım, haç yerine kendi ayağımı öpmek istemiştim. Kilisede bulunan cemaat, dudaklarımı dünyanın kutsallığıyla yıkanmış yere götürdüğümde gürültü çıkarmaya başladı.

Paskalya’da herkes en iyi kıyafetlerini giyerdi. Hatta en fakirler bile kendilerine bir çift yeni ayakkabı alırlardı. Piskoposun  hoşuna gitmemesine rağmen,kadınlar Fransa’nın son moda kıyafetlerini giyerlerdi.

Bir sonraki büyük bayram, Göğe Yükseliş bayramıdır. Birkaç gün Ermeni Kilisesi’nde kaldık, penceresi Ksenofona kampına bakıyordu.Bu tapınak, Erzurum yoluna yakındı, kalın duvarları ve kaleye benzeyen bir kulesi vardı. Annem, dini ziyaretlerini gerçekleştirilenlerin kaldığı bir evde oda kiraladı. Evin uzunluğu boyunca bir koridor vardı. Buradan dörtgen alanı görebiliyorduk. Bu alanda, fakir insanlar ,köylüler ve müzisyenler çadırlarda kalıyordu. Müzisyenlerin müzik aletleri şunlardı:zurna, kemençe ve davul. Köylüler dans etmeye başladığı zaman, genç bekar kızlar tüm görkemleriyle güzelliklerini, onları izleyip kendilerine gelin seçen genç erkeklere gösteriyorlardı.

Geleneksel olarak, kurbanlık koyunlarla kilisenin etrafında üç kez dolaşılırdı. Koyunların ağzında yanan mumlar bulunurdu. Daha sonra bir meşe ya da ceviz ağacının altında koyunlar kesilip mangalda pişirilirdi, ölülerin ruhlarını kurtarmak adına herkese dağıtılırdı. Bütün bunlara, kör gusanın (gusan, eskiden ermenilerde müzik aleti çalan kişiye deniyor) kemanıyla kendi eserlerini ya da Sayat Nova ve Aşık Civan’ın eserlerini çaldığı şarkılar eşlik ediyordu

Trabzon’dan Ezurum’a otobüsle, Semerkant’a varan Ermenistan’ın altın yolundan ulaşılabilir. Erzurum’dan Kars’a ise otobüsle ya da tren yoluyla gidilebilir.Otobüsle seyahat ediyorsanız, deniz seviyesinden 7.500 adım yükseklikte bulunan Sarıkamış’ı geçeceksiniz (2100 metreyaklaşık). Sedir ormanları yüzünden İsviçre’de olduğunuzu düşünebilirsiniz ama kışın eksi otuz derecedeki soğuk farklı bir yerde olduğunuzu hissettiriyor.

İki başlı Ararat, Erivan’ın altında bir bekçi gibi güvenle duruyor. Avrupa’da ve dünyada hiç bir şehir böyle bir bölgeye sahip değildir. Ararat’ın yakınında başka dağlar yoktur. Görünüşe göre Ermeni devi, başka hiç kimsenin varlığını kabul etmiyor. Bu kadar yüksek olmasının nedenide budur. Kazbek’i Ararat ile karşılaştırdım. Her iki dağ da neredeyse aynı yükseklikte ama Gürcü devi, iki kat daha büyük gözüküyor.

Büyük Ararat, dönen bulutların arasında zirvede, incilden çıkan yaşlı bir bilgin gibi duruyor. Yanında mükemmel bir konik biçiminde olan Küçük Ararat, onun  sadık kız arkadaşı gibi görünüyor. Görünüşe göre, Tanrı'nın gücü ile bu kraliyet çifti, önlerinde serili olan kehribar, nar ve ametist taşlarıyla krallığını sadakatle yönetiyor. Erivan’ın çok yakın olmasına izin verir ama zirvesi 22 ml. Türk topraklarındadır. Oysa Ararat, Ermenistan devletinin mühürleri üzerinde ortaya çıkmıştır. Çünkü bu dağ uluslararası anlaşmalara bakılmaksızın halkımızın sonsuz bir simgesidir.

Ararat görüntüsünün yer aldığı bir kartpostal

Ermeniler, anavatanlarını çok sevmelerine rağmen, kendi doğal çevrelerine çok iyi uyum sağlamamaktadırlar.Türkler, Gürcüler, Persler, bir kuralla hareket etmediler. Ermeniler hep batıyı tercih ediyorlardı. Kalbimiz ve ruhumuzla Avrupa’ylayız, bu düşünce bizim üzerimizi çok sıkı bir şekilde sarıyor. Bizler, dev komşular tarafından ezilen ve tekrar tekrar çiğnenen küçük bir milletiz. Tarihimizin ilk günlerinden itibaren dünya medeniyetlerine yakın bir millettik ve ortaya çıkan imparatorlukların arasından bizler, kendi yolumuzdan gittik. Biz dünyada hristiyanlığı kabul eden ilk milletiz ve bunun için ordumuz ve sayıları çokça olan Bizans Ermeni generalleri sayesinde uzun savaşlar atlatıp, büyük mücadeleler verdik.

Tarihimiz; sonsuz savaşları, kan dökmeleri ve yeniden doğmaları içerir. Şimdi ise daha önce yaşadığımız yok olma tehlikesinden daha büyük korkunç bir tehlikede yaşıyoruz. Ermenilerin 4/5 i vatanlarını terketmek zorunda kaldı.Trabzon, Kars, Erzurum ve Van’da bir Ermeni bile yaşayamazdı.Geçmişte, Polonya, Macaristan ve Romanya'da Ermeni kolonileri asimilasyona uğradı ve genel nüfusun bir parçası haline geldi. Bir düşünün daha ne kadar bu duruma sabır gösterebiliriz. Korkunç bir şekilde 3 milyon insanımız SSCB’de yaşıyor ve ruslar tarafından asimilasyona uğruyor. Ben Ermenistan’da yaşamıyorum ama şundan eminim ki Ermeni halkı, kendi vatanının dışında kültürel birliğini sağlayamaz.

“Bizim ölümümüzden sonra Ermeniler kalmayacak”, şeklindeki şikayetçi sözleri tüm toplumlarda duyuyoruz.Müziğimizi ve şiirimizi yan yana dinleyeceğiz, dans edeceğiz, el ele tutuşacağız ve her zaman Ermenistan'ı nasıl özgürleştireceğimizi tartışacağız.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış, parçalanmış ve tahrip olmuş Ermeni halkı, hayallerinden vazgeçip kimlik mücadelesi veriyor. Yıkıcı seller, engelleri aşıp ayaklarımızın altındaki son duvarı yok edene kadar kendi kimliğimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Kuşkusuz ki Ermeniler çıldırmış. Çıldırmışlar çünkü zalim bir zamanda ölümsüz bir şarkı söylüyorlar. Babil, Asur, Hitit devleti, Medya, Roma, Bizans ve Parthenon hepsi yeryüzünden ve günümüzün çağdaş hayatından kayboldu. Herşeye rağmen bizim şairlerimiz yazmaya, mimarlarımız inşa etmeye, müzisyenlerimiz bestelemeye ve tüccarlarımız ulusal çıkarlarımız için ticaret yapmaya devam ediyor. Bunlar bitmeyecek ve sonsuza kadar devam edecek.Beyrut ve Halep'te, fakir mahallelerde, harap eski binalarda ve Fırat kıyılarındaki Arap köylerinde Ermeni okulları bulunmaktadır.

Anne babaları kırk yıldır mülteci olan erkek çocukları yalınayaklar ama gözleri parlayarak, ermeni alfabesini öğreniyorlar, halk şarkılarını söylüyorlar ve ulusal şairlerin en sevilen şiirlerini okuyorlar.

Onların yüzlerine bakınca huzursuzluk görebiliriz ama Büyük Tigran, Antioch’a 500 bin kişilik ordusuyla girip Paryan süvarilerini yok etti, cesur Aziz Vardan’ın önderliğindeki savaş kilisenin ve insanların hristiyan kalmasını sağladı. Ermenistan’da aynı şekilde doğuda hristiyan sınırlarını koruyor ve batı medeniyetlerinin doğuda öncülüğünü yapıyor. Batı ve doğu, ermenilerin ruhlarına aynı anda nüfuz ederken, zaman geçtikçede aynı anda çatışmaya başlıyor. Ve ben Ermenilerin önderliğinde barışçıl ve birleşmiş bir dünyanın nasıl olabileceğini göstereceğim.

Yorumlar

Sonra ne okumalı