Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Ermeni yazısının yaratılış varsayımı (kısa bir genel bakış)
Kültür

Ermeni yazısının yaratılış varsayımı (kısa bir genel bakış)

"Her harfin ardında köklerinin gölgeleri gizli."  Peder Siva

Ermenistan, coğrafik ve topoğrafik yapısı, tüm tarihi boyunca kendi idari organını kurup, ayrı bir devlet olarak varlığını sürdüremedi. İklim değişiklikleri, geçilmez dağları, balta girmemiş ormanları, farklı akımlara sahip nehirleri ve vadilerinin yapısı halkta kendi izlerini bıraktı.

Hayat tarzları, davranışları, karakterleri ve diğer özellikleri sadece birbirlerinle bağlantılı değiller, aynı zamanda çok zıtlar. Mesela Sünik ve Agdzni, Taşir ve Artsruni arasında, onları bağdaştıracak hiçbir şey yok.

Doğal coğrafik sınırlar ülke içerisinde devlet merkezinin gücünü azaltarak, yerel yönetimlerin yetkilerinin artmasına sebep oldu, sonuç olarak toprakları ortalama büyüklüğe sahip Ermenistan’da 600e yakın birbirinden bağımsız ve birbirini desteklemeyen ve hatta birbirlerine karşı olan hanedanlar oluştu.

Bu hayat tarzının sonucu olarak "Ayk en baştan beri bir bütün değildi" atasözü ortaya çıktı. Gerçektende aşiretlerden oluşan Ermeni krallığının anlamı nedir ki?

Ülkemizin tarihinin her sayfasında, topluluklar arasında sonsuz çekişme, taht tutkusu, suikastler ve yabancı bir ülkeye yatkınlık görürsünüz.

Tarihe iyice bakarsanız eksikliklerden dolayı çoğu yerde işlerin gelişigüzel yapıldığının kanıtlarını görürsünüz. Arşakidob Vagarşak ailesinin kurucusuna atfedilen yazıların sağlam nedenleri var.  Yazdıklarında, var olan karmaşa, vahşet ve karışıklık anlatılıyor. Tam olarak aynı durum şu andaki eğitimli ve farklı toplumumuz için geçerli. Bu şekilde, Vagarşak’ım çabalarının hepsi aynı sonuca vardı: ne pahasına olursa olsun, aşiretleri, merkezi yönetime bağlamak gerekiyordu.

Vagarşak, Rus Çar Deli petro gibi tek vuruşta karmaşayı bitiremedi. Makamlara, "Çar gardırobu" ve "Çar kar temizlemesi" bakanlıkları gibi atamalar yapmaya başladı, bütün bu yenilikler durumu iyileştireceğine, daha da kötülemesine sebep oldu. Ondan sonra gelenler ise Ermeni tarihinde yer bırakan, daha kardinal çözümlere başvurdular.

Artavazd, bütün Ermenistan sınırları ve tüm bölgelerinde aşiretler arası sürtüşmelere son verilmesini emreden babasının elinde doğup büyüyten Sinirli  Artavazd’dır. O, suyu, haftanın günlerini nasıl kullanacaklarını, ve hatta Ermenilere nasıl yemek yapacaklarını öğretti.

Artavazd, tarihimizde özelliklerini görmezden gelemeyeceğimiz bir babanın öğluydu. Tarihte kötü bir karaktere sahip biri olarak yer alsa da, ne yaptıysa doğruydu, çünkü aşiretlerin, hatta toplumdaki yeri ve varlığı Çar’dan yüksek olan Muratsan’ın bile sonunu getirdi.

Satenik "arzular", ülkede yapılacak yeni bir yıkım için bahane olamazdı, kimse yıkıntılara hükmetmek istemiyordu. Enkarnasyon Artavazd’a, "baba laneti" olarak geri döndü. Ama bütün bunların bir amacı vardı- her şey gerçek bir devlet kurmak için yapıldı.

Ozanlar, yeniliğin, eskilerle olan savaşı hakkında şarkılar söylediler, ama yenilikleri getiren Artavazd, kilit altındaydı. Eski düzenin temsilcileri ozanlar, Muratsan ve diğerlerinden gelen pahalı hediyelerden olmuşmlardı.

Bizim Çar’ımız, mükemmel politikacı Arşak II, aşiretlerin mal varlığına el koyarak, aynı yolu izlemiş oldu. Arşakavan’ın kuruluşu, aşiretlerinin sonunu temsil eden bir sembole dönüştü, Ermeni devletinin erkeklerinin, bu dağınık düzenden kurtulmaya karar verdiğinin bir kanıtıydı.

Ama aşiretler, ülkenin doğal yapısının korkunç bir izi olarak kalıp, zaten darmadağınık olan Ermeni devlet düzenini iyice karıştırdılar. Ne yazık ki, aynı şeyi, kendinde bir türlü Yüce Ermenistan’ı kuracak gücü bulamayan merkezi yönetim de yaptı. Vramşapuh’da aynı soruların çözümünü aradı.

***

Cesur Çar Trdat her ne kadar çok eski inançlarını korumak için hristiyanların takibi ve mal varlıklarına el koyma emirleri, devlet ayakta kalsın diye hristıyanları sürgüne gönderip, asıp, boğazlarına kurşun dökerek eziyet etse de Yüce ve Şanlı Çar sonunda utancını ve Hristiyanlığın Ermenistan’da çok yol kat ettiğini kabullendi.

"Yeni Söz’ün" tohumları Ermenistan’a Tatevos (Faddey), Sanduht, Kirkor ve Ripsim tarafından atılmıştı. Trdatu için ise verdiği şiddetli mücadeleden sonra sadece yeni inancı kabul edip Hristiyanlığı resmi din olarak ilan etti.

Bir zamanlar Yüce tanrı Aramazd’a, cesur Vahagnu, Anne Tanrıça Anait, yüce Lucavoriç ile birlikte tüm geçmişi küle döndürdü: rahipleri, putları, sunakları, tapınakları, kitapları, heykelleır, tanrı koruları...

"Duyuları öğrenme" adına, eski Ermeni uygarlığına uzanan tüm köprüleri, geri dönüş yolu olmasın diye yok etti. Bu şekilde, Şah’ın Zerdüştçülüğü aşıladığı Doğu Ermenistan hariç tüm ülke Hristiyanlığa katılmıştı.

Bütün bu olanlar devlet organlarının çalışma düzeninin bozulmasına neden oldu, İranlılar ve Yunanlılar devletin iç işlerine durmadan karıştılar, Ermeni inanışlarınla yabancı inançlar arasında çatışmalar çıktığı için, halklar arası entrikalarda yeni bir dalga başladı.

****

Topraklarının doğası ve ikliminden dolayı Ermeniler, dinlerin ve yaşamın gizemlerine karşı Yunanlılar ve İranlılar gibi sıkı bir tutum göstermediler. Ülke içindeki, sahip oldukları tüm inançları kıran bu parçalanmış yapı, kilisenin bir ibadethaneden çok bir, okul, şifahane, hayatta olan biten her şeyden kaçabilecekleri bir sığınak olarak görülmesine sebep oldu.  

Hristiyanlığın ilk döneminde kurulan manastırlar, ileride köylerin,tarlaların, ormanların,meraların, ve çok sayıda hanenin bağlı olduğu büyük yerleşim alanları haline geldi. Finansal bağımsızlıkları, onlara Çarlık tarafından önce kıskançlık ve sonrasında ise düşmanlık kazandırdı.

Mülklerin arayışı ve dağıtımında ilgilenip başı çeken kimdir? Tabii ki din adamları: Kotalikostan son diyakona kadar. Ancak, Ermenistan’da din adamlarının temsilcisi kimdir?

Hristiyanlık Ermenistan’a geldikten sonra ortaya çıkıp, halkın takip etmesi gereken yeni Tanrı’nın kurallarını anlatıp, dini hizmetini yapmadı. Yeni sorun, yeni dinin açılımındaydı.

Bu eksikliği tamamlamak için Lusavoriç ve onun takipçileri, çok sayıda Asurlu din adamını ülkeye davet ettiler. Gelen din adamları şehirleri, köyleri doldurdular, dini hizmet, eğitim verdiler, toplum içerisinde yüksek bir yere sahiptiler. O zaman yaşayan Ermeni din adamları sadece Asurlu din adamlarıyla toplum arasındaki bağlantıyı kurup, söylenen ve öğretilenleri Ermeniceye çeviriyorlardı.

Ermeni din adamları sadece tercümanlardı, toplumdaki yerleri Asurlular gibi yüksek değildi, hatta Mestrop Maştots’un hikayesi bunu anlatır. Ona benzer olanlardan Yüce Nerses, devlet Sekreteri olarak görev yapıyordu, Yunanca, Asurca, Farsça biliyordu, dini yazıtlarda Tanrı’dan gelen bir yeteneğe sahip olduğu söylenmiş, ama bu yüce kişilik aslında sadece arka planda kalan mütevazi bir tercümandı.

Din adamlarının alt tabakasından bahsetmeyeceğim. Ama üst kesimler Asurluların ellerindeydi, Ermeni din adamları tamamen onların hizmeti anlatındaydılar. Ermeni kilisesi, evrensel Ermeni fikri adına kurulmuş, yasal bir kurumdu.

Eski Ermeni piskoposları aslında Yunanlardı, Ermeni değil- hepsi Ermenistan’dan uzak olan Yunan topraklarında doğup büyümüşlerdi. Nerses’i Yüce diye adlandırıp, tüm Ermeni kiliselerinin başı ilan edip, bağımsız kiliseyi kurmak için varlarını yoklarını ortaya koydular.

Bu şekilde Ermeni Kilisesinin başı yasa karşısında kiliseleri temsil etmeye başladı. Bu, Ermeni din adamlarının, Ermeni kilisesinin politik ve materyal açıdan sahibi olduğu anlamına geliyordu. Ama zamanla Asur’lu din adamları da maddi ve manevi avatajı kazanıp, yasal temsilci oldu.

Asur Brkish ve Shmuel’in Ermeni Katolikos tahtına yükselişi, çalışmamızın yasal çapasıdır ve modern tarihçilerin yazdığı Ermeni ve Süryani rahipleri arasındaki yıkıcı çatışmanın başlangıç noktasıdır.

Asur’lular, nüfuslarına ve halka olan etkilerine güverek, Ermeni kilisesi ve halkını ellerinde tutup, halkın mal varlıkları ve gelirlerini kullandılar. Ermeni din adamları kendi ülkelerinde arka planda, hakın üzerinde hiçbir manevi etkisi olmayan bir topluluğa dönüştüler, çünkü kendi alanlarında oldukça bilgisizlerdi.

Ermeni piskoposları bu savaşta galip gelemedi. Bağımsız kiliseye sahip olmalarına rağmen, kilise tam olarak Ermenilere ait değildi. Öğretileri, ana dilleri olan Ermeni dilinde değildi, içlerinde Ermenice hiçbir şey bulundurmuyorlardı.  

Tarihimiz Ermeni toplumu hakkında hiçbir şey anlatmıyor, bu anlatımda sanki halk hiç var olmamış. Farklı kaynaklardan Ermenilerin, Asurlulara bakarak kendi isteklerini elde etme konusunda daha sakin, daha uysal olduklarını, onları çevreleyen halklara bakarak, manevi olarak daha güçlü olduklarını görüyoruz.

Ermeniler için, Asurlu din adamları Brkish, Shmuel ve diğerleri kendilerine metres almalarına, cariyeleri olmasına, "kızlarla oynaşmalarına", ve piskoposluklarının haricinde, farklı bir saray hayatına sahip olmaları kabul edilemez bir şeydi.

İnsanlar birlik olup, Brkish’i Ermeni Kilisesinin başından almak için protesto etmeye başladılar. Bu protestonun temeli: "Böyle bir davranış olamaz, bizim dünyamızın düzenine göre davranmalısın" düşüncesiydi. Bunun üzerine, Ermeni din adamlarının, okunması zor Asur dilinde yazılı dini edebiyata olan nefreti eklendi. Geriye sadece Asurluları Ermenistan’dan sürüp, ülkenin maddi ve manevi ihtiyaçlarını yabancılar olmadan karşılamak kalmıştı. Bu şekilde Mestrop Maştots ve arkadaşları, Vramşapuh’la birleşti.

Ermenistan’ın manevi ve politik duruşu onlara ne güvenlik, ne maneviyet, ne de politik güç veriyordu. Sonuç olarak ülke, zulüm ve kurnazlık üzerine kurulu birbirine düşman iki parçaya bölündü. Bu durum Ermenileri sakileştirmek yerine, duygusuzlaştırdı.

Dil, şüphesiz, ülkeye etki eden tek faktör değil, ama temel, hatta özel bir öğe. Dil sayesinde, halk ortak acılarını ve ortak mutluluklarını paylaşıyor, geçmişini biliyor, ve bu geçmişin sayesinde yanan ocağını koruyup, ateşin verdiği ışıkla daha bilge bir geleceğe ilerliyor.

Asurlu din adamları Ermenilerden çok şey aldı ama aynı zamanda çok şey verdi. Mestrop ve Vrampaşuh’a, kurtuluşlarının sadece devletin ve maneviyatın, Ermenileştirilmesiyle sağlanacağını öğretti. Ve bu ikili, güçlerini birleştirerek, Ermeni millileşmesinin mutlak ilanı sayılan Ermeni yazıtlarını oluşturdular.

***

Ermenistan kurtulmuştu, değil mi?

Bu sorunun cevabının içinde birbirinden farklı konular ve tüm bilim dalları var. Ama Ermeni halkının bir bütün olan bu çifte bayramı kutlaması gerekirdi. Halkın Mestrop, Vrampaşuh, Voskan’ın mezarları karşısında şapkalarını çıkartıp, ruhlarının halka karışmasına izin vermesi gerekirdi. Hazkertler, Leng-Timurlar, Hamitler, Yatağanların hepsi bu yazıtların içine karışıp yok oldular. Ve yok olmaya devam edecekler, çünkü Ermeni yazıtlarının, Ermenilerin hayatına katkısı çok büyük.

Paramaz

"Van—Tosp"

1913

Yorumlar

Sonra ne okumalı