Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Destan dünyası: Eski Ermenistan'da saygı duyulan tanrılar
Kültür

Destan dünyası: Eski Ermenistan'da saygı duyulan tanrılar

Aramazd

Eski Ermenilerin yüce tanrısı, tüm tanrıların babası olan göğün ve yeryüzünün yaratıcısı Aramazd'dı. Ona Büyük ve Cesur Aramazd denirdi. Başlıca kutsal alanı, Eski Ermenistan'ın kült merkezlerinden biri olan Ani-Kamah'da bulunuyordu. Ayrıca burada Arshakids Ermeni krallarının türbeleri ve hazineleri de de bulunmaktadır.


Anahit

Aramazd'ın kızı ya da karısı olarak bilinen tanrıça Anahid, en sevilen en saygı duyulan tanrıçalardandır. Ana tanrıça, kucağında bir çocukla Ermeni kadınların karakteristik bir saç stili ve omuzlarına düşen bir başörtüsü ile tasvir edildi. Ona Büyük Bayan Anahit denildi. Ermeni halkının iffet ve ihtiyat tanrıçası, erdem, koruyucusu ve savunucusu idi. Onun sayesinde Ermenistan'ın olduğuna ve her zaman  olacağına inanıyorlardı. Herhangi bir adım atmadan önce, Ermenistan kralları Büyük Anahit’ten bereket ve şifa istediler. Tanrıça Anahit, hasatın, doğurganlığın ve anneliğin kutsal yapılanmasıydı. O, Aramazd ve Vahagn, Ermeni mitolojisinde kutsal üçlülüğü oluşturuyorlar. Eski Ermenistan'da, tanrıça Anahit'in kültü sevildi ve geniş çapta yayıldı. İllerde Ekegiat, Taron, Vaspurakan, Armavir, Artashat tapınaklarını inşa etti. En önemli kilise, hizmetkarlarını ve hizmetçilerini feda ettikleri, Yeriza köyünde (gelecekte Erznka'da) Egigiats eyaletinde bulunuyordu. Zengin ve asil aileler, yetişkin kızlarını tapınağa verdiler ve orada birkaç yıl çalıştıktan sonra, genç kızların evlenme hakları oluyordu. İnsanlar,Tanrıça Anahit’e hediye amaçlı, tapınağın etrafında otlanan inekleri onun adına kurban ettiler. Eriz tapınağında tanrıça Anahit’in altın bir heykeli vardır, çünkü ona “Altın Doğan”, “Altın Anne” diyerek hitap etmişlerdir. Heykelin üzerine ince ağaç dallarından dokunmuş olan çelenkler asıldı. Tanrıça Anahit'in altın heykeli, antik Roma komutanı Mark Antonius'un fethi sırasında 34. Yılda bile harikaydı.  Mark Antonius’un askerleri, Eris’teki Anahit tapınağının topraklarına girerek heykeli kendi aralarında parçalara bölüp Roma’ya götürdüler. Tapınağın parçalara ayrılmasında yer alan bir Romalı imparator Augustus’un onuruna bir yemek düzenler. İmparator heykeli sorduğunda Romalı tapınağa ilk saldıranlardan biri olduğunu belirtir ve bu yemek ziyafetini heykelin bir parçası ile ödediğini söyler.


Vahagn

Vahagn yılanı (güreşçi ejder), Ermeni mitolojisindeki üçüncü tanrıdır. Ateşten saçları ve sakalları olan, gözlerinin içinde güneş ışıltısı bulunan genç bir adamdır. Kozmosun üç bileşeninin oluşumu esnasında dünyaya geldi: gökyüzü, deniz ve toprak. Bu üç bileşenin oluşumu esnasıda denizde ateşten bir hortum meydana geldi ve patlayan alevlerin içinden Vahangn doğdu.

Gökyüzü ve yeryüzünün doğum sancılarındaydı,

Denizi bir kızıllık kapladı.

Sudan kırmızı bir hortum çıktı,

Ve boğazından dumanlar çıkarıyordu.

Yükselen hortumun içinde yangın çıktı

Ve alevlerden o genç adam doğdu.

Saçları ateştendi,

Ve sakalları kızıldı

Gözleri güneş gibi parlıyordu.

Doğduktan sonra, siyah ve tehlikeli ejderhalar ile mücadeleye girer ve kozmosu yok olmaktan kurtarır.

Vahagn, kralların ve generallerin erkeklik ve cesaret istediği, Ermenilerin yıldırım ve şimşek tanrısıdır. Tanrı Vahagn'un ana tapınağı ve ibadet yeri, Eski Ermenistan'ın manevi merkezinde, Taron ilinin Ashtishat kasabasında bulunuyordu. Gelecekte, insanlar Vahagn'ı insanlaştırdı ve onu sevgili ve saygın kral Tigran'ın üçüncü oğlu yaptı.


Astğik

Vahang’ın sevgilisi Astğik (Ermenice'den çevirisiyle “Yıldız”), kültü Venüs gezegeniyle ilişkilendirilen Ermeni aşk ve su tanrıçasıdır. Ashtishat'ta bulunan ana tapınağı, aşıkların buluştuğu bir yerdir ve oraya “Vahagn odaları” adı verilmiştir. Vahagn ve Astğik'in buluşmaları kutsal kabul edilirdi: onların her buluşmasında yağmur yağardı, yeryüzü beslenirdi, her yerde çiçek açardı ve insanlar çok büyük bir hasat alırdı. Astğik ilahi olarak güzel, çıplak bir yüzücü olarak tasvir edildi. O, her gece Fırat sularında yıkanıyordu. Taron dağındaki ona aşık genç erkekler Daonats’da ateş yakıp onun ışığıyla, nehirde yıkanan güzel tanrıçayı ve gösterisini izlemeye çalışıyorlardı. Fakat Astğik, her akşam Taron tarlalarının üzerine bir sis yayıyordu ve böylece kimse onu göremiyordu. Bir başka efsaneye göre, Astğik’in Nuh’un kızı olduğu söylenir. Selden sonra, Nuh ve üç oğlu Zrvan, Titan ve Abetos *, Ermenilerin topraklarına inerek dünyanın hükümdarı oldular.

(Movses Khorenatsi, Nuh, Zrvan, Titan ve Abetos'un oğullarının ve İncil'de adı geçen Nuh, Şem, Ham ve Abet'in üç oğlunun sadece farklı okumalarda aynı isimler olduğuna inanır.)

Dünyayı kendi aralarında böldükten sonra, Zrvan kardeşler üzerindeki tahakkümünü elde ediyor ve oğullarını topraklarının hükümdarı yapmayı planlıyor. Titan ve Abetos ağabeyi Zrvan'a karşı durdu ve ona karşı savaşa girdi. Titan, toprağın bir bölümünü Zrvan'dan geri kazanmayı başardı. Kız kardeş Astğik, onların kavgalarına müdahale ediyor ve mücadeleye son vermelerini istiyor. Titan ve Abetos, Zrvan'ın saltanatını kabul ediyor, ancak bir şartla: Zrvan’dan doğan bütün erkek çocukları yok edilecek ve bu sayede onun saltanatı nesillerden nesillere geçip sonsuza kadar sürmeyecek. Şartlar kabul edildi ve bir anlaşma imzalandı. Titan ve Abetos, Zrvan’ın tüm eşlerinin doğumunu takip etmesi için en güçlü insanları seçti. Zrvan’ın iki erkek bebeğinin öldürülmesinden sonra Astğik Zrvan’ın eşleriyle birlikte Titan halkını, diğer bebeklere dokunmamaları ve bebekleri batıya Olympus dağına, ermeni adıyla Dyuznkets’e (tanrıların sığınağı) göndermeleri için ikna etti.

Astğik, Taron'da Astğaberd kalesinin yapımını emrederek kardeşi Zrvan'ın güvenliğini sağladı. Daha sonra bu kaleye Mokats denir.

Ashtishat'a ek olarak, Astğik tapınakları, Van Gölü'nden uzak olmayan Andzevatsik ilindeki Artamet köyünde, Artashat'ta ve diğer yerlerde bulunuyordu. Tanrıça Astğik, kutsal kabul edilen gül ve güvercinler hediye etti. Gül verme geleneğinden dolayı, tanrıça Astğik “Vardamatin” (pembe parmaklar) olarak adlandırıldı. Yazın ortasında bütün insanlar geleneklerini takip ederek, Astğik’e yapılan töreni devam ettirdiler. Vardavar bayramı bugün hala Ermenistan’da kutlanıyor. Festival boyunca Astğik anısına gül hediye edilip, güvercinler özgür bırakılıyor ve insanlar birbirlerine su döküp eğleniyor.


Nané

Eski Ermenilerin tanrıçası Nané, tanrı Aramazd'ın kızıdır. Onun kültü ve annesi savaş tanrıçası Anahit’in kültüne sıkı sıkıya bağlıdır. Tanrıça Nané'nin zengin tapınağının, Til köyündeki Ekeghiatz eyaletindeki Anahit tapınağından uzakta olmaması tesadüf değildir. Hala Ermeniler, büyükannelere “Nané” diyerek hitap ediyorlar; bu, tanrıça Nané ile ana tanrıça arasındaki bağlantıyı gösteriyor ve kültünün saygılı olduğunu ve Ermeniler arasında yaygın olduğunu gösteriyor.


Mihr

Ermeni mitolojisinde Mihr, Anahit ve Nane'in erkek kardeşi Aramazd'ın oğlu, gökteki ışık ve güneş tanrısıdır. Ana tapınağı, Derzhan ilinin Bagarich köyündedir. Garni'deki pagan tapınağı da ona adanmıştır. Eski Ermenistan'da, Mihr’ın kültü yaygındı. Eski Ermeni takviminde, her ayın 8. günü Mihr adını aldı ve bu Şubat ayına karşılık gelen yedinci ay da Meghean olarak adlandırıldı. Bu ad aynı zamanda eski Ermeni pagan tapınaklarının ortak ismini de oluşturmuştur: mekhian (pagan tapınağı). Mihr’ın adı ve kahramanlığı, dönüştürülmüş bir formda, kahramanlık destanı olan “Sasna Tsrer” (“Sasun delileri”)’ de korunmuştur. Özellikle büyük ve küçük Mher’in anlatımında bu vardır. “Sasna Tser”e göre büyük Mher, denizden doğan Sanasar’ın oğludur. Sasun’da açlığın ve zamların başladığı dönemde o, sadece 15 yaşındaydı. Sasun dağlarında, Sasun'a giden tüm yolları kapatan korkunç bir aslan göründüğü ortaya çıktı, ekmek veya başka ürünlerde yardım etmeye çalışan herkesi parçaladı. Bunu öğrenen Mihr, ertesi gün aslanla savaşmak için gider. Gölde Mihr’ı gören aslan onunla karşılaşmak için yola çıkar. Aslan kuyruğunu yer çarptığı zaman bir toz bulutu yükselir. Mihr arkadaşlarından aslanın yolda olduğunu öğrendiğinde büyük babalarının yeminini “ekmek, şarap ve yüce tanrı adına yemin ederim” diyerek bir eliyle aslanın alt çenesini diğer eliyle aslanın üst çenesini tutup onu ikiye ayırır. Her iki parçasını yolun iki tarafına atarak Sasun’a döner. Büyük Mher’e Ahjaglu’ya gitmesi ve Kralın kızı Armagan’ı kaçırmasını tavsiye ediyorlar. Mher bu kralın kentine girdiğinde, bütün insanların siyah giyindiğini ve ağladığını gördü. Mher yasın nedenini sorar. Şehirden uzak olmayan bir mağaradan şehre gelen suyun üzerine bir ejderhanın tırmanması sonucu, şehrin su kaynağının kesildiği ve şehrin susuz kaldığı ortaya çıktı. Ejderha, biraz su istendiği zaman karşılığında bir genç kız istedi. Yedi gündür şehir susuzluk çekiyor. Bugün kralın kızının sırası gelmişti ve bu nedenle herkes yas tutuyordu. Mher, mağaraya gideceğini ve kralın kızını buraya getirmelerini emreder. Mher mağaraya gider, daha sonra siyah giyinmiş olan kralın kızını mağaraya getirirler. Kızı gören ejderha, mağarasından kızı yutmak için acele eder. Mher kılıcını kaldırır ve yedi başlı ejderhanın kafasını keser. Kesilen kafasından ateş ve ağır dumanlar yükselir. Çamurlu su kanla birlikte kayaların üzerinden hızlıca akmaya ve yavaş yavaş su berraklaşmaya başlar. Bunu gören insanlar sevinçten suya atlayıp onu içmeye ve eğlenmeye başlar. Kralın kızı, elini akan kana sokar Mher’i sırtından vurur ve saraya döner. Kızının görünce çok sevinen Kral, ona nasıl serbest kaldığını ve onu kimin serbest bıraktığını sorar. Kızı hiçbir soruya cevap vermez. Kral, ejderhayı öldüren kişinin sarayına gelmesini emreder ve kızını ona vereceğini vaad eder. Birçok kişi gelip ejderhayı öldürdüğünü iddia eder. Armagan, onların yalanlarını ortaya çıkarıp geri gönderir, Mher gelir ve Kral sorar:

- Sen mi benim kızımı kurtardın?

- Evet, ben kurtardım, ejderhanın 7 başını kestim der Mher.

Kral ona inanmaz. Mher ayrılmak üzere arkasını döndüğünde, Armagan Mher’in sırtında kendi kanlı avuç izini görür, ona doğru yürümeye başlar ve elini tutup babasına:

- Babacığım, bu adam beni kurtardı ve ben onunla evleneceğim der.

Babası sevinir ve kızını Mher’e verir. Mher, Armagan’ı alıp Sasun’a getirir. Başka bir versiyonda, beyaz dev (kötü ruh) Armağan'ı kaçırır ve suyun kaynağının olduğu dağın tepesine götürür. Bunu öğrenen Mher, beyaz devin yaşadığı yeri bulur, devi öldürür, Armagan’ı kurtarır ve onu Sasun’a getirip evlenir.

Küçük Mher, Büyük Mher’in torunu ve David’in oğludur. Avucu kapalı bir şekilde doğar ve ne kadar çabalasa da avucunu açamaz. David’in babası  ya da Toros amca  olarak da bilinir; Mher’in avucunu dua ederek ve genişleterek açar. Avucun içinden kan akar. Söylenenlere göre, Mher’in dünyayı bir kan dolaşım sistemine dönüştürüp onu avucunda yumruk haline getirdiği düşünülüyordu.

Birçok versiyonda David’in Mher doğduğu zaman yabancı bir ülkede olduğu yer alır. Büyüyüp genç biri olan Mher, annesi Handut’a babasını sorar. Babasını gidip aramak ister. Anne, bir işaret gibi oğlunun bileğine David’den kalan bir bileklik takar. Yolda birbilerini tanımayan baba ve oğul karşılaşır ve teke tek kavga etmeye başlar. Zorda olsa David, genç adamı yenmeyi başarır( ya da tam tersi genç adam kazanır). Yere düştüğü zaman onu öldürmek ister ama kolunda kendi sunduğu bilekliği fark eder, birbirlerini tanıyıp barışırlar.

Diğer versiyonlarda ise baba ve oğulun kavgasını duyan Handut, onlara müdahale etmek için gider fakat öfkeli akrabalar yüzünden onun feryatları duyulmaz. Handut, tanrıdan yardım istemek zorunda kalır. Gökten inen melek Gabriel, baba ve oğulu birbirinden ayırır. Öfkeli David oğluna lanet eder: onu ölümsüzlüğe ve çocuksuzluğa mahkum eder. Lanet gerçek olur. Mher ölümsüz ve çocuksuz olur. Uzun geziler yapan Mher, Sasun düşmanlarına, kötü ruhlara ve putperestlere karşı savaşır ve hepsini yener. Dünya artık ölümsüz ve çocuksuz Mher'ı kaldıramaz. Ayakları yere sıkışmış bir halde  büyük bir işkence ile hareket eder ve  Çaresiz sürgün bir şekilde ebeveynlerin mezarlarına gider ve yardım ister. Ebeveynler ona Halep'e ya da Agravacar'a gitmesini ve beklemesini tavsiye eder. Mher, yolda tanrıya yönelir ve savaşmayı teklif eder. Tanrı ona savaş için yedi tane meleğini gönderir. Ama Mher onları yenemez. İlahi kararnameyle, Van Gölü'ne yakın olan Agravakar kayası açılır, bir atla birlikte Mhera'yı aldıktan sonra kaya kapanır. Mher uçurumdan ancak adaletsizliğin yeryüzünden kaybolduğu zaman, eski dünya çöktüğünde ve yeni bir adil dünya yaratıldığında ortaya çıkabilir ve bir buğday tanesi bir yabani gülün büyüklüğüne ulaştığında, bir arpa tahılı bir fındık boyutuna geldiğinde dünya Mher’in ağırlığını kaldırabilir.


Amanor ve Vanatur

Amanor ve Vanatur, toplumsal sevginin tüm tanımlarına sahip olan tanrılardır. Eski Ermeni dilinde, “Amanor”, “yeni yıl” anlamına geliyordu; yeni yılın gelişi, yeni yılın ilk meyvesini getiren tanrı Amanor'un kültüyle tanımlanmıştı. Eski Ermeni takviminde, Amanor'un onuruna yapılan kutlamalar, meyvelerin olgunlaştığı Navasard ayında (Temmuz ayının sonundan ve Ağustos ayının başlarına karşılık gelen) yapılmaya başlanmıştır. En ciddi ve kalabalık ilahi ibadet, Tanrı Amanor'a ve misafirperver tanrı Vanatur'a (sığınak veren) ibadetin merkezinde, Bhagavan köyündeki Bagrevand bölgesi vadisinde (ilahi anlamında) gerçekleşti. Burada ana sunak (altar) bulunuyordu. Amanor kültü yeni yılın gelmesi ve yeni hasat, doğurganlık ile ilişkiliyse, o zaman tanrı Vanatur kültü, kutlamalara gelen binlerce hacı yerleştirme ile ilgili olağanüstü konukseverlik ve cömert sahiplerle ilişkilidir. Kral Tigran, Bhagavan'da kardeşi Mazhan'ın mezarı üzerine bir sunak inşa etti, böylece hacılar kurban adayabilir ya da törene katılabilir, etin tadına bakabilir, içki içebilir ve geceyi orada geçirebilirlerdi.


Tir

Ermeni mitolojisinde Tir; bilim, bilgelik ve bilgi tanrısıdır. O, tapınağı eski Artashat'tan uzakta olmayan ve kutsal Tanrı Aramazd'ın Divan'ı (arşiv, depo) olarak adlandırılan yüce tanrı Aramazd'ın metin yazarıydı (ya da sekreteri). Modern anlamda, bu tapınak, tapınağın rahiplerinin de bilim okuduğu yazı tanrısı Aramazd'ın ofisi idi. Bilimler öğrenilirken en önemli şey falcılık, tahmin edebilme ve rüya yorumlamaydı. Bu nedenle Tir hakkında kader kâhini de deniyordu. Rahipler Tir’den rüya yorumlamayı öğrendiler ve antik Ermeniler tanrı Tir adına bir tapınak inşa edip, “Erazamoyn” (rüyalar yeri) adını verdiler. Buraya gelen hacılar Tire'den gelen rahiplerden rüyalarının yorumunu öğrendiler.


Spandaramet

Eski Ermeniler, yeraltının kendisiyle, ölülerin krallığıyla veya cehennemle özdeşleşen yeraltı tanrısı Spandaramet veya Sandaramet'e sahiptiler. Eskilerde, antik Yunan şarap tanrısı Dionysos veya Bakos'un doğurganlığı ile de tanınırdı. Daha sonra cehennemin, yeryüzünün ve uçurumun hükümdarı olarak adlandırıldı. Bazen “Spandarametov'un uçurumları” çoğul ifadesi, hem cehennemi hem de cehennemin kötü ruhlarını ifade ediyordu.


Kaynak: Eski Ermenilerin Destansı Dünyası Sarkis Harutyunyan: Mifler ve Efsaneler

illüstrasiya: Anaïs Chagankerian

Yorumlar

Sonra ne okumalı