Armat - national platforms
Oturum
1

....

2
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için kaydolun
Bizi kendiniz hakkında biraz bilgilendirin
Tamamlandı
Giriş yap
Fikirlerinizi ve görüşlerinizi paylaşabilmek için oturum açın
Giriş yap
Şifrenizi mi unuttunuz?

Ya da sosyal ağ üzerinden bize katılın

Gönder
Giriş yap
Oturum
Zabel ve onun trajedisi
Bellek

Zabel ve onun trajedisi

24 Nisan 1915’te ismi idam listesinde geçen, ermeni aydınlarından “onurlu” tek kadındır. Osmanlı İmparatorluğunda, yurt dışında eğitim gören tek kadındır. Edebiyat profesörü ve yazar, kendisine yöneltilen çok sayıda suçlama ve eleştiriye rağmen, faaliyetlerine devam etmiştir. Adalet inancına kurban giden bir kadın. Bütün bunlar Zabel Yeseyan hakkında.

Zabel, 1878 yılında Polis’te (Ermeniler Costantinopol isminden kaynaklı, İstanbul’a Polis veya Bolis diyorlar.) Anadolu yakasındaki Üsküdar semtinin “Silihtar Bahçeleri” mahallesinde doğdu. Bu mahallede; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Türkler yan yana yaşıyorlardı. Otobiyografik kısa öykülerinde, alacakaranlıktan ve deniz kıyısının karşısında bulunan sokağını ve sokağı saran gün batımı görüntüsünden sıkça bahsediyordu:

"…Uzaktan Boğaz’ın mavi parlak şeridini ve oradan İstanbul’un siluetini görmek mümkün. Sabahları eflatun, gün içinde altın ve akşamları mavi bir sisle kaplı olup, yanardönerli bir masal yeryüzü. Çocukken gözlerim caminin kubbesinden inen bu ışınlardan karardı, yangında yanıyor gibiydi adeta."

"On iki yaşıma geldiğimde dış dünyayı okulun içindeki dünya aracılığı ve kendi çelişkilerimin sayısız katmanlarıyla mücadele ederek öğrendim. Okul sonradan öğreneceğim yetişkin hayatının bir mini fotoğrafıydı."

Genç kızın, güçlü iradeli karakterinin şekillenmesinde babası önemli rol oynamıştır. 19. Yüzyılın sonlarındaki muhafazakâr Polis toplumunda kızının biraz daha farklı yetişmesini sağladı. Babası, kızına çok zaman harcadı ve ona haysiyeti ve insan haklarını anlattı. Babasının ideolojisi kızının yazılarında sürekli tekrar ederek yer buldu. Zabel, orta sınıftan parasını emeği ile kazanan bir aileden geliyordu ve çocukluğundan beri burjuva yaşam tarzından hoşlanmıyordu. Bu toplumda kadınlar biçilmiş bir rol oynuyordu: anne ve eşlerdi, çalışma hayatına katılmaları ise çok sınırlıydı. Yazarlık yeteneğine sahip bir kızın maksimum geleceği nokta yerel bir ermeni okulunda öğretmen olmaktı.

"Senin çok sıkı çalışman gerekiyor, toplumumuz kadın yazar kabul etmiyor."

Böyle bir hizalama Zabel için hiç uygun değildi. Onun gözlerinin önünde, eserlerinde kadınların çalışma hakkı ile ilgili sorunları dile getiren ve böylece muhafazakâr katmanlarda çalkantılı bir skandal yaratan, ilk ermeni kadın yazarlardan Sbrui Kyusab örneği vardı. Zabel eğitimi için Paris’e gitmeden önce artık yaşlanmış olan Sbrui’yi ziyaret etti. Sburi ona şunları söyledi: “ Senin çok sıkı çalışman gerekiyor, toplumumuz kadın yazar kabul etmiyor. Erkek yazarların ortalama bir seviyesi var, senin seviyen bu ortalamanın üstünde olmalı, çünkü toplumumuzda kadının eline kalemi almasıyla ilgili birçok eleştiri var.” Bu sözler Zabel’in hep aklında olacaktı.

Paris yolculuğu, Zabel’in hayatındaki önemli aşamalardan biridir. Sorbone Üniversitesi’ndeki eğitim ve 19. yüzyılın sonlarındaki Fransız sosyal hayatı, Zabel’in ilerici, cesur kişiliğinin üzerinde ciddi bir etki yaratmıştır. O zamanlar Fransa önemli ve ilginç sosyal politik hareketler yaşadı. Basın ve özellikle edebiyat kendi faaliyetlerinin zirvesindeydi. Zabel, öğrenciler ve aydınlarla iletişim kurma fırsatını kaçırmadı, çok yazdı: birbiri ardına makaleleri, denemeleri, lirik ve prosaik şiirleri yayınlandı. Şunu söyleyebiliriz ki, o zamanlarda Paris’in ruhunu tamamen emdi.

1900’lü yıllarda, Paris’te sevgilisi ile tanıştı: kendisi gibi Polis’ten olan, sanatçı Tigran Yeseyan. İki yaratıcı insanın birlikteliği, genel olarak kabul edilen karı koca ilişkilerinden ayrılıyordu: Zabel özgürlüğünü kaybetmedi. Yaratmaya, yaşamaya ve seyahat etmeye devam etti.

1905 yılında, Polis’e geri döndü. Bir süre öğretmenlik yaptı çünkü paraya ihtiyacı vardı. Basında herhangi bir küçük iş olsun, çeviriler veya yayınlar olsun, her zaman para kazanabileceği işleri buldu. Polis’te yaşayan ermeni toplumunun entelektüel kısmının bir parçası oldu ve geniş bir ün kazandı. Kadınların toplumdaki rolü hakkında, sık sık yazılar yazdı.

Ama kısa bir süre sonra Zabel, üzerinde sürekli baskı hissetmeye başladı. Geleneksel Polis toplumunun yanı sıra bu baskı, ülkenin içinde bulunduğu gergin politik ortamdan da kaynaklanıyordu. Diğer ermeni aydınlardan farklı olarak Zabel, ülkede anayasal değişikliğe inanmadı. Ermeni komitesinin üyeleri, “Birlik ve İlerleme” partisinin üyeleri ile birlikte ortak bir geleceğin ütopik resimlerini planlarken, Yesayan devrimden sonra her şeyin daha da kötüye gideceğini anladı. Toplum önünde açıklamalar yapması ve türkler yüzünden öksüz kalan ermeni yetimler için mücadele etmesi sonucunda Türk güçlerinin Zabel’e yaklaşımı gittikçe kötü oldu. Böylece, yakın sürede doğrudan tehditlerle karşı karşıya kaldı. Adana'dan Polis’e dönen Zabel, görgü tanığı olduğu olayları “Kalıntılar” başlığı altında toplayarak yazar. Bu belge, bugüne kadar soykırıma tanıklık eden çok önemli belgelerden biri olarak kabul edilir: "Cömert ve göz kamaştırıcı güneşin altında, yıkık şehir, sonsuz bir mezar gibi uzanır ..."

24 Nisan 1915, Zabel'in tahmin ettiği şey başlatıldı; kendisinin de yer aldığı ermeni aydınları listesine yönelik aktif tutuklamalar. Şaşırtıcı bir şekilde, kaçmayı başarır: önce bir Türk kadını, daha sonra bir Yunan kadını kılığında, sahte belgeler yapana kadar hastanede saklandı. Zabel, Bulgaristan’a doğru olan sınırı geçiyor. Burada kaldığı sürede batı basınının, ermeni sorunlarına ve entelijansiyanın öldürülmesi hakkında yayınlar yapması için seferber oldu. Sürekli yayınlar yaptı. Genel olarak, halkına yardım edebilmek adına elinden ne geliyorsa yaptı. Aynı zamanda, Bulgaristan’daki ermeni aydınlarının bir kısmı tarafından ona karşı bir eleştiri dalgası başladı. Nedeni de ermeni kadınının çeşitli kamusal alanlarda aktif bir şekilde temsil edilmesiydi. Örneğin; muhafazakâr görüşleri ile tanınan Kostyan Zaryan, Zabel’in kendini umursamayan ve çok sigara içen biri olduğunu yazdı. Bulgaristan Birinci Dünya Savaşı'na girdiğinde Zabel, Tiflis'e ve oradan 1917'de iki yıl yaşayacağı Bakü'ye gider. Orada “Rabochy” gazetesinde, ermeni soykırımına dair ilk belgeyi yayınlar: “Halkın Acısı”. Hayk Toroyan’ın sözlerinden yola çıkıyor: “Gördüğüm şey tahmin edilebilirliğin ötesinde. Tam bir resim vermem benim için zor, gündelik kelimelerdeki kelimeler, gözlerimin gördüğü korkunç, açıklaması güç olayı ifade edemiyor. ”

1920 yılında Zabel, Paris’e Barış Konferansı’na davet ediliyor. Bu konferansta ilk defa, ermeni kadınlarının savaş zamanındaki durumunu, haremlere nasıl kaçırıldığını, çeşitli amaçlar için nasıl kullanıldığını ve fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalmaları hakkında, detayları gösteren bir makale sunuyor. Bu makale, aynı zamanda soykırım zamanlarının önemli bir belgesidir. 1920'de şöyle yazdı: “Tüm Ermeni halkı tehdit altındadır ve asıl soru bu milletin fiziksel varlığının korunmasıdır. Yetim ve mültecileri kurtarmak için yapılacak çalışmaları ben kendime görev alıyorum."

Bir süre Paris’te kalmaya devam etti ve “Erivan” gazetesinde editör olarak çalıştı. Ancak Sovyetler Birliğinin bir parçası olan Ermenistan, düşüncelerini meşgul ediyordu. Zabel’in Fransa’ya tanıtım yapmak amacıyla gelen Sovyet Delegeleri ile iletişim kurma imkânı oldu. 1927 yılında ilk kez Erivan’a davetle geldi. Kızına yolladığı mektuplarda şöyle yazıyor: “Düşünebiliyor musun, günlük yaşamın sorunlarını, geçim sıkıntısını düşünmeden, edebiyata vakit ayırabildiğim ve kitap yazabileceğim bir bölge buldum. Bu devlet böyle bir imkân veriyor.” Sovyetler Birliği’ne duyulan sempati, Sovyet dünyasının ideal olduğunu düşünen, Paris’teki sol çevreyi de etkiledi. Zabel, Ermenistan'a taşınması ve soykırımın tamamen yok ettiği bir toplumdan, yeni bir toplum olan Ermeni ulusunun oluşumuna katkı sağlaması gerektiğine kesin olarak karar verdi. O, batı ermeni aydınlarının nadir temsilcilerinden biriydi, aktif olarak Ermenilere kendi ülkelerine, Sovyet Ermenistan’ına dönmeleri çağrısında bulunuyordu.

Batılı Ermenilerin, Sovyet Ermenistan’ına olan sempatisi, onun kısa bir süreliğine de olsa üye olduğu “Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnagsütün)” partisi tarafından sert bir şekilde eleştirildiğini söylemek gerekir. Taşnaklar (taşnagsütün parti üyeleri) Yesayan'ı hain olarak adlandırdı. Ancak, Zabel'in SSCB'ye göç etme kararını hiçbir şey değiştiremezdi.

1993 yılında değerli bir davet alır ve çocuklarıyla birlikte Ermenistan’a gelir. Hemen Ermenistan Yazarlar Birliği'nin bir üyesi olur ve aynı zamanda aktif edebi etkinliğini başlatır. Aynı zamanda Erivan Devlet Üniversitesi'nde Batı Avrupa ve Batı Ermeni edebiyatını öğretir. Öğrencileri tarafından hemen sevildi: bağımsız karakteri ile sıra dışı bir şekilde sınıfa girip masanın üzerine oturup sigarasını yaktı, çeşitli edebi konularını tartışmaktan tereddüt etmeden, ilginç derslerine başladı. Bu Sovyet toplumu için alışılmadık bir durumdu.

"O yıllarda, sigara içen bir kadını görmeye alışık değildik. Ancak biz onun büyüsüne kendimizi fazlaca kaptırmıştık: her ne yaptıysa, bize doğru ve güzel görünüyordu."

İki yıl sonra, 1935’te en meşhur romanlarından biri olan “Silihtar Bahçeleri”ni, Polis’in mahallesinde geçen çocukluğunu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zor zamanlarında yaşayan bir ermeni kızının hayatını anlatan kitabını yayınladı.

Bu roman yazarın hayatındaki son kitabıdır. 1937'de, Sovyet sisteminin “muhalif unsurları” yok etmeyi amaçlayan, Stalinist baskının kurbanlarından biri oldu. Muhtemelen, Egishe Charents, Vahan Totovents, Axel Bakunts, Mkrtich Armen gibi bastırılmış Ermeni yazarlarını aktif bir şekilde savunmaya başladıktan sonra, sistem ona karşı olmaya başladı.

Bir bağlantı aracılığıyla yakınlarına mektup yazdı. Son güne kadar, gerçekten onu sürgün edip öldürebileceklerine inanmadı. Son güne kadar bunun bir hata olduğuna, evine ve işine geri dönebileceğine inandı.

Zabel Yesayan hakkında son haber, Bakü hapishanesinden 1943 tarihli bir mektup oldu. Nerede olduğu ve nasıl öldüğü hala bilinmemektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Sonra ne okumalı